Dubar ve Barakuda: Öğrenilmiş çaresizlik üzerine
Güncelleme tarihi: 10 Ağu
Öğrenilmiş çaresizliği anlatmak için sıkça aktarılan bir akvaryum öyküsü vardır. Öykünün farklı anlatımlarında balıkların türü değişir. Tarihsel kaynaklarda turna balığı ile küçük balıklar geçerken, yaygın anlatımlardan birinde başrollerde barakuda ve dubar vardır.

Öyküye göre, bir akvaryumu camla iki bölmeye ayırarak bir tarafa yırtıcı barakuda balığını, diğer tarafa ise gariban dubarı yerleştirmişler.
Barakuda, çok sayıda sivri ve keskin dişle kaplı büyük ağzı, açgözlü ve atak yapısıyla tam bir avcı balıktır. Dubar ise bütün kefaller gibi ürkek ve çeviktir. Barakudayı gördüğünde cin çarpmışa döner.
Akvaryuma bırakılan barakuda, dubarı görür görmez ağzının suyu akarak o yöne doğru hamle yapmış. İlk hamlesinde kafasını cama çarpmış. Hemen ardından bir kez daha toslamış. Birkaç denemenin sonunda başını gözünü dağıtmış. Ne yaptıysa dubara ulaşamamış, onu afiyetle yiyememiş. Sonunda bakmış ki bu iş olmayacak, ava gittikçe avlanacak. Macerayı orada bırakmış.
Öykünün devamında araştırmacılar aradaki cam engeli ortadan kaldırmışlar. Ancak barakudanın, engel kalktığı hâlde dubara hiç saldırmadığını gözlemlemişler. Bu kadar acı verici deneyimden sonra barakuda sınırlarını öğrenmiş ve iç dünyasına çekilmiş olmalı. Artık buradan bir iş çıkmayacağına inanmıştır. Gücü ve imkânı olduğu, hatta engel tamamen ortadan kalktığı hâlde umutlarını yitirdiği ve hayal kırıklığına uğradığı için vazgeçmiştir. Öykünün diliyle söylersek, öğrenilmiş çaresizlikle koşullanmıştır.

Öğrenilmiş çaresizlik, psikolojinin önemli kavramlarından biridir. İnsanlar ya da diğer hayvanlar, davranışlarının sonuçlar üzerinde etkili olmadığı beklentisini geliştirdiklerinde, koşullar daha sonra değişse bile çaresizmiş gibi düşünme, hissetme ve davranma eğilimi gösterebilirler.
Bu kavram, Martin E. P. Seligman ve Steven F. Maier’in 1960’ların sonlarında yürüttükleri çalışmalarla sistematik biçimde ele alınmıştır. Araştırmacıların 1967’de yayımlanan deneyinde, kontrol edemedikleri elektrik şoklarına maruz bırakılan köpeklerin, daha sonra kaçma olanağı ortaya çıktığında bile kaçış davranışını öğrenmekte zorlandıkları gözlenmiştir. Sonraki yıllarda benzer etkiler farklı hayvan türleriyle ve insanlara yönelik laboratuvar düzenekleriyle de araştırılmıştır.
Burada önemli bir bilimsel güncellemeyi belirtmek gerekir. Maier ve Seligman, 2016’da yayımladıkları değerlendirmede özgün açıklamalarının eksik, hatta kısmen ters yönde kurulmuş olabileceğini belirtmişlerdir. Özellikle hayvan modellerinden elde edilen nörobilimsel bulgulara göre, uzun süreli ve kontrol edilemeyen olumsuz olaylar karşısındaki pasiflik mutlaka öğrenilmiş olmayabilir. Öğrenilen şey, daha çok kişinin ya da organizmanın olaylar üzerinde kontrol kurabildiğini fark etmesi ve gelecekte de kontrol sağlayabileceğine ilişkin bir beklenti geliştirmesidir. Dolayısıyla “öğrenilmiş çaresizlik” adı kullanılmaya devam etse de altında yatan mekanizma artık 1960’larda ileri sürüldüğü biçimiyle açıklanmamaktadır.

Aynı düşünceyi anlatmak için yavruyken bir direğe bağlanan fil öyküsü de sıklıkla kullanılır. Öyküye göre, yavru fil ipten kurtulmak için saatlerce, hatta günlerce mücadele eder; sonunda sakinleşerek hareket alanını kabul eder. Büyüdüğünde ipi koparacak kadar güçlüdür, ancak bunu denemez. Çünkü mücadelenin sonuç vermeyeceğini öğrenmiştir. Bununla birlikte, bu anlatı doğrulanmış bir deneysel bulgudan çok, geçmiş deneyimlerin bugünkü davranışlarımızı nasıl sınırlayabileceğini gösteren bir benzetmedir.
Öğrenilmiş çaresizlik kavramı; aile içi ilişkilerde, toplumsal ve politik alanda, eğitimde ve günlük yaşamda karşılaştığımız bazı pasiflik ve vazgeçme örüntülerini anlamamıza yardımcı olabilir. Kaderimize razı olmaktan başka seçeneğimiz bulunmadığına ilişkin güçlü bir inanç yaratabilir. Kişi, “Bu böyle gelmiş, böyle gidecek…” duygusuyla bütünleşebilir ve zamanla karamsar inançları pekişebilir.
Ancak her vazgeçişi öğrenilmiş çaresizlikle açıklamak doğru değildir. Bazen engeller yalnızca kişinin zihninde değil, gerçekten dış dünyadadır. Güç eşitsizlikleri, ekonomik koşullar, güvenlik riskleri, hastalıklar ve sosyal destek eksikliği kişinin seçeneklerini somut olarak daraltabilir. Bu nedenle kavram, harekete geçemeyen kişiyi suçlamak ya da gerçek engelleri görmezden gelmek için kullanılmamalıdır.
Öğrenilmiş çaresizlik bir kısır döngü oluşturabilir. Başarılı olamayacağımızı ya da bir sorunun üstesinden gelemeyeceğimizi düşündüğümüzde çaba göstermek anlamsızlaşır. Azalan çaba başarı ihtimalini düşürür; başarısızlık ihtimalinin artması ise çaresizlik inancını daha da güçlendirir. Bir sorun yumağından ne kadar şikâyetçi olsak da harekete geçmenin işe yaramayacağına içten içe inanıyorsak, bizi harekete geçirecek enerjiyi de zamanla kaybedebiliriz. Bu durum depresif belirtilerle örtüşebilir; ancak öğrenilmiş çaresizlik klinik depresyonla aynı şey değildir.

Seligman daha sonra dikkatini, öğrenilmiş çaresizliğin ters yönünü temsil edebilecek bir kavrama çevirdi: öğrenilmiş iyimserlik. İnsanların olayları açıklama biçimlerinin değişebileceğini ve daha esnek, gerçekçi ve umutlu bir bakış açısı geliştirmeyi öğrenebileceklerini savundu.
Öğrenilmiş iyimserlik, yaşanan güçlükleri inkâr etmek ya da her şeyin iyi olacağına koşulsuz biçimde inanmak değildir. Olumsuz olayları değişmez, hayatın bütün alanlarına yayılan ve bütünüyle kişisel yetersizliğimizden kaynaklanan durumlar olarak açıklamak yerine; daha sınırlı, değişebilir ve içinde bulunulan koşullarla ilişkili biçimde değerlendirebilmektir.
İyimserliği öğrenmek ve inşa etmek kolay olmayabilir; ancak mümkündür. Ne de olsa umut fakirin ekmeği… Yine de tek başına umut yeterli değildir. Kişinin kendi davranışlarının sonuçlar üzerinde etkili olabildiğini gösteren küçük ve somut deneyimlere de ihtiyacı vardır.
Öğrenilmiş çaresizliğin üstesinden gelmek zor olsa da yapılabilecek çok şey vardır. Çaresizliğin kökenlerini keşfetmek, eski ve katı inançları daha gerçekçi ve işlevsel inançlarla değiştirmek, küçük ve ulaşılabilir hedefler belirlemek, çabanın sonucunu görünür kılmak ve destekleyici bir ilişki ağı oluşturmak bu sürece katkıda bulunabilir.
Bütün çabalara rağmen hâlâ bu kısır döngüden çıkmakta zorlanıyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanından destek almayı düşünebilirsiniz. Fark etmek, harekete geçmek ve küçük adımlar atmak, değişim ihtimalini yeniden görünür hâle getirebilir.
Kaynaklar
Abramson, L. Y., Seligman, M. E. P., & Teasdale, J. D. (1978). Learned helplessness in humans: Critique and reformulation. Journal of Abnormal Psychology, 87(1), 49–74.
Maier, S. F., & Seligman, M. E. P. (1976). Learned helplessness: Theory and evidence. Journal of Experimental Psychology: General, 105(1), 3–46.
Maier, S. F., & Seligman, M. E. P. (2016). Learned helplessness at fifty: Insights from neuroscience. Psychological Review, 123(4), 349–367.
Seligman, M. E. P. (2006). Learned optimism: How to change your mind and your life. Vintage Books.
Seligman, M. E. P., & Maier, S. F. (1967). Failure to escape traumatic shock. Journal of Experimental Psychology, 74(1), 1–9.




Yorumlar