top of page

Psikotik Bozukluklar

Psikoz, insanın gerçeklikle temasını kaybetmesidir. Psikoz belirtilerinin yaşanması genellikle psikotik epizod olarak adlandırılır.​

Psikotik belirtiler şizofreni, bipolar bozukluk gibi belirli bir ruhsal sağlık durumlarında olduğu gibi çeşitli travmatik deneyimlerde, alkol-madde alımında, organik durumlarda ortaya çıkabilir.​

Psikoz belirtileri yaşıyorsanız hemen bir doktora görünmelisiniz. 

Şizofreni

Şizofreni; kişinin gerçekliği algılama, düşünme, duygularını ifade etme ve davranışlarını düzenleme biçimini etkileyebilen ciddi bir ruhsal bozukluktur. Sanrılar ve varsanılar gibi psikotik belirtilerin yanı sıra motivasyon, bilişsel işlevler ve günlük yaşam becerilerinde değişikliklere neden olabilir. Şizofreninin belirtileri, şiddeti ve seyri kişiden kişiye değişir. Uygun tedavi ve destekle belirtiler kontrol altına alınabilir; eğitim, çalışma, ilişkiler ve bağımsız yaşam alanlarında önemli ilerlemeler sağlanabilir. Dünya Sağlık Örgütüne göre şizofreni tanısı alan kişilerin en az üçte biri tam iyileşme gösterebilmektedir. Şizofreninin belirtileri nelerdir? Belirtiler genel olarak pozitif, negatif ve bilişsel belirtiler şeklinde sınıflandırılabilir. # Pozitif belirtiler “Pozitif” ifadesi belirtinin olumlu olduğunu değil, kişinin olağan yaşantısına yeni bir deneyimin eklendiğini belirtir. - Sanrılar: Aksini gösteren güçlü kanıtlara rağmen sürdürülen gerçek dışı inanışlardır. Takip edildiğini, kendisine zarar verileceğini veya özel mesajlar gönderildiğini düşünmek örnek olabilir. - Varsanılar: Dışarıda karşılığı olmayan ses, görüntü, koku, tat veya dokunma duyumlarıdır. En sık karşılaşılan biçimi sesler duymaktır. - Dağınık düşünce ve konuşma: Düşünceler arasındaki bağlantıların zayıflaması, konuşmanın izlenmesinin güçleşmesi veya konudan konuya geçilmesi görülebilir. - Belirgin biçimde dağınık ya da katatonik davranış: Günlük etkinlikleri düzenlemekte güçlük, duruma uygun olmayan davranışlar, hareketsizlik veya çevreye verilen tepkilerde belirgin değişiklikler görülebilir. # Negatif belirtiler Negatif belirtiler, olağan işlevlerde azalmayı ifade eder: - Bir işe başlama ve sürdürme isteğinde azalma - Duyguların yüz ifadesi veya ses tonuyla gösterilmesinde azalma - Konuşmanın azalması - Daha önce keyif alınan etkinliklere ilginin azalması - Sosyal ilişkilerden uzaklaşma Bu belirtiler tembellik veya isteksizlik olarak değerlendirilmemelidir. Depresyon, ilaçların yan etkileri ve sosyal koşullar da benzer bir görünüm oluşturabileceği için dikkatle değerlendirilmelidir. # Bilişsel belirtiler - Dikkati sürdürmekte güçlük - Çalışma belleğinde zorlanma - Bilgiyi işleme hızında azalma - Planlama, problem çözme ve karar verme güçlükleri - Sosyal ipuçlarını anlamakta zorlanma Bilişsel belirtiler eğitim, çalışma ve bağımsız yaşam becerilerini etkileyebilir. Şizofreni ne sıklıkta ve ne zaman görülür? Dünya Sağlık Örgütüne göre şizofreni dünya genelinde yaklaşık her 345 kişiden birini etkiler. Belirtiler çoğunlukla geç ergenlik ile genç yetişkinlik döneminde başlar; ancak daha erken veya ileri yaşlarda da ortaya çıkabilir. Sosyal geri çekilme, okul veya iş performansında düşme, öz bakımda azalma, uyku düzeninin bozulması ve alışılmadık düşünceler psikozdan önce görülebilir. Bununla birlikte bu değişiklikler şizofreniye özgü değildir ve tek başına tanı koydurmaz. Şizofreni tanısı nasıl konur? Şizofreni tanısını doğrulayan tek bir kan testi veya beyin görüntüleme yöntemi yoktur. Tanı, psikiyatri hekimi tarafından belirtilerin başlangıcı, süresi, günlük işlevlere etkisi, tıbbi durumlar, kullanılan ilaçlar ve madde kullanımı değerlendirilerek konur. DSM-5-TR ölçütlerine göre belirli bir dönem boyunca aşağıdaki belirtilerden en az ikisinin bulunması gerekir: - Sanrı - Varsanı - Dağınık konuşma - Belirgin dağınık veya katatonik davranış - Negatif belirtiler Bu belirtilerden en az biri sanrı, varsanı veya dağınık konuşma olmalıdır. Aktif belirtilerin en az bir ay, hastalığa ilişkin kesintisiz bulguların ise toplamda en az altı ay sürmesi ve işlevsellikte belirgin bozulmaya yol açması beklenir. Bipolar bozukluk, psikotik özellikli depresyon, şizoaffektif bozukluk, madde veya ilaç etkileri, nörolojik hastalıklar, enfeksiyonlar ve diğer tıbbi durumlar ayırıcı tanıda değerlendirilir. Her psikoz şizofreni değildir. Şizofreninin nedenleri nelerdir? Şizofreninin tek bir nedeni yoktur. Genetik yatkınlık, beyin gelişimi, gebelik ve doğumla ilişkili bazı etkenler, erken yaşam deneyimleri, yoğun stres, sosyal çevre ve madde kullanımı birbiriyle etkileşerek riski etkileyebilir. Ailede şizofreni bulunması riski artırabilir; ancak ailesinde hastalık bulunan kişilerin büyük çoğunluğunda şizofreni gelişmez. Benzer şekilde hastalık tanısı alan herkesin ailesinde şizofreni öyküsü yoktur. Özellikle erken yaşta başlayan ve yoğun esrar kullanımı, yatkınlığı bulunan kişilerde psikoz riskini artırabilir veya belirtilerin seyrini olumsuz etkileyebilir. Madde kullanımının bulunması durumunda iki durumun birlikte tedavi edilmesi önemlidir. Şizofreninin seyri nasıldır? Hastalığın seyri oldukça değişkendir. Bazı kişiler tek bir psikoz dönemi yaşarken bazı kişilerde belirtiler tekrarlayabilir veya daha sürekli olabilir. Bir bölüm kişide belirtiler büyük ölçüde düzelir; bazı kişiler ise daha uzun süreli tedavi ve günlük yaşam desteğine ihtiyaç duyar. Erken ve kapsamlı tedavi, iyileşme olasılığını artırır. Yeniden belirtilerin ortaya çıkması tedavinin tamamen başarısız olduğu anlamına gelmez; tedavi planının, stres etkenlerinin, ilaç kullanımının, fiziksel sağlığın ve madde kullanımının yeniden değerlendirilmesini gerektirir. Şizofreni tanısı kişiyi tanımlamaz. Şizofreni tanısı alan kişiler toplumdaki diğer bireylerden daha tehlikeli değildir. Bununla birlikte tedavi edilmeyen ağır belirtiler, eşlik eden madde kullanımı veya kriz durumları güvenlik riskini artırabilir. Şizofreni yaşayan kişiler damgalanma, ayrımcılık ve şiddete maruz kalma açısından özellikle korunmaya ihtiyaç duyabilir. Şizofreni nasıl tedavi edilir? Tedavi kişinin belirtilerine, ihtiyaçlarına, tercihlerine ve yaşam hedeflerine göre düzenlenir. En iyi sonuçlar ilaç tedavisi, psikolojik müdahaleler ve sosyal rehabilitasyonun birlikte uygulandığı kapsamlı programlarla elde edilir. # Antipsikotik ilaçlar Antipsikotik ilaçlar özellikle sanrı, varsanı ve düşünce dağınıklığı gibi psikotik belirtilerin azaltılmasında kullanılır. Uygun ilacın seçimi kişi ve psikiyatri hekimi tarafından birlikte yapılmalıdır. Tedavide ilacın yararlarının yanı sıra kilo artışı, kan şekeri ve kan yağlarında değişiklik, hareketle ilişkili yan etkiler, uyku hâli, hormonal ve cinsel yan etkiler gibi olası sorunlar değerlendirilir. Kilo, bel çevresi, tansiyon, kan şekeri, kan yağları ve hareket bozuklukları düzenli olarak izlenmelidir. Günlük ilaç kullanmakta güçlük yaşayan veya bu yöntemi tercih eden kişilerde uzun etkili enjeksiyon biçimindeki ilaçlar değerlendirilebilir. İki farklı antipsikotiğin yeterli doz ve sürede kullanılmasına rağmen yeterli yanıt alınamayan durumlarda klozapin gündeme gelebilir. İlaçlar psikiyatri hekimine danışılmadan azaltılmamalı veya aniden bırakılmamalıdır. # Psikolojik ve psikososyal tedaviler - Psikoza uyarlanmış bilişsel davranışçı terapi - Aile eğitimi ve aile müdahaleleri - Psikoeğitim - Sosyal ve günlük yaşam becerileri çalışmaları - Bilişsel rehabilitasyon - Destekli eğitim ve istihdam programları - Vaka yönetimi ve toplum temelli destek - Madde kullanımına yönelik bütünleşik tedavi - Barınma ve sosyal destek hizmetleri Bu uygulamalar kişinin belirtilerle baş etmesine, stres ve erken uyarı işaretlerini tanımasına, ilişkilerini geliştirmesine ve eğitim ya da çalışma yaşamına katılmasına yardımcı olabilir. # İlk psikoz döneminde erken müdahale İlk kez psikoz belirtileri yaşayan bir kişinin gecikmeden değerlendirilmesi önemlidir. Erken psikoz programları; psikiyatrik değerlendirme, ilaç tedavisi, psikoterapi, aile desteği, vaka yönetimi ve eğitim veya çalışma desteğini birlikte sunar. Erken ve koordineli müdahalenin belirtileri azaltma, yaşam kalitesini iyileştirme ve kişinin eğitim ya da çalışma yaşamında kalmasını destekleme açısından standart bakımdan daha etkili olduğu gösterilmiştir. Fiziksel sağlık neden önemlidir? Şizofreni yaşayan kişilerde kalp-damar hastalıkları, diyabet, obezite, solunum yolu hastalıkları ve tütün kullanımına bağlı sağlık sorunları daha sık görülebilir. Bu nedenle psikiyatrik tedavinin yanında düzenli fiziksel muayene, dengeli beslenme, hareket, uyku düzeni ve tütün kullanımının değerlendirilmesi önemlidir. Ne zaman acil yardım alınmalıdır? Aşağıdaki durumlarda gecikmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı veya en yakın acil servise başvurulmalıdır: - Kişinin kendisine veya başkasına zarar verme düşüncesi ya da girişimi - Zarar vermeyi emreden sesler duyulması - Beslenme, sıvı alma veya temel öz bakımın sürdürülememesi - Şiddetli ajitasyon, bilinç bulanıklığı veya kontrol edilemeyen davranış - Uzun süre hareketsiz kalma, konuşmama veya çevreye tepki vermeme - İlk kez ortaya çıkan belirgin sanrı, varsanı veya gerçeklik değerlendirmesinde bozulma Acil durum değerlendirmesi tanıya değil, kişinin mevcut belirtilerine ve güvenlik gereksinimine göre yapılır.

Obsesif Kompulsif Bozukluk

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB); istenmeden ortaya çıkan ve yineleyen düşünce, dürtü veya imgeler ile bunların oluşturduğu sıkıntıyı azaltmak amacıyla yapılan tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerle seyreden bir ruhsal bozukluktur. İstenmeden gelen düşünce, dürtü ve imgeler "obsesyon"; kişinin kendisini yapmak zorunda hissettiği davranışlar ve zihinsel ritüeller ise "kompulsiyon" olarak adlandırılır. OKB, kişinin zamanını önemli ölçüde alabilir; eğitimini, çalışma yaşamını, ilişkilerini ve günlük işlevselliğini etkileyebilir. Belirtiler çoğunlukla çocukluk, ergenlik veya genç yetişkinlik döneminde başlasa da her yaşta ortaya çıkabilir. Her tekrarlayıcı düşünce veya davranış OKB midir? Hemen herkes zaman zaman rahatsız edici düşünceler yaşayabilir veya bazı davranışları tekrarlayabilir. OKB’de ise obsesyonlar ve kompulsiyonlar belirgin sıkıntıya neden olur, günlük yaşamı aksatır veya önemli ölçüde zaman alır. Tanı açısından obsesyon ve kompulsiyonların genellikle günde bir saatten fazla zaman alması veya kişide belirgin sıkıntı ve işlev kaybına yol açması önemlidir. Tanı yalnızca belirtilerin sayısına bakılarak değil, psikiyatri hekimi tarafından yapılan kapsamlı değerlendirmeyle konur. OKB’li kişilerin düşüncelerinin aşırı veya gerçek dışı olduğuna ilişkin farkındalıkları değişebilir. Bazı kişiler düşüncelerinin mantıklı olmadığını açıkça fark ederken bazıları bunların doğru olabileceğine güçlü biçimde inanabilir. İstenmeden gelen saldırgan, cinsel veya dinî düşünceler kişinin bunları gerçekleştirmek istediği anlamına gelmez. # Sık görülen obsesyonlar - Mikrop, hastalık veya kirlenme korkusu - Kendisine ya da başkasına istemeden zarar verme endişesi - Kapı, kilit, ocak veya elektrikli cihazların açık kaldığına ilişkin kuşkular - Rahatsız edici saldırgan, cinsel veya dinî düşünceler - Yanlış, ayıp veya uygunsuz bir söz söyleme korkusu - Bir hata yapma veya önemli bir ayrıntıyı unutma endişesi - Düzen, simetri veya kesinlik ihtiyacı - Bazı sayı, kelime, ses ya da görüntülere ilişkin takıntılar - Önemli olabilecek bir nesneyi kaybetme veya atma korkusu - Bedensel duyumlara aşırı odaklanma Obsesyonların içeriği kişiden kişiye değişebilir. Düşüncenin içeriğinden çok, istenmeden gelmesi, tekrarlaması ve kişide yarattığı sıkıntı önemlidir. # Sık görülen kompulsiyonlar - Elleri veya bedeni aşırı ve ritüelleştirilmiş biçimde yıkama - Eşyaları tekrar tekrar temizleme - Kapı, kilit, ocak veya cihazları sürekli kontrol etme - Eşyaları belirli bir düzene veya simetriye göre yerleştirme - Aynı sözü, hareketi veya işlemi belirli sayıda tekrarlama - Yakınlarından sürekli güvence veya onay isteme - Yapılan bir işi zihinde tekrar tekrar gözden geçirme - İçinden dua, kelime veya sayı tekrarlama - “Kötü” bir düşünceyi başka bir düşünceyle etkisizleştirmeye çalışma - Şüphe uyandıran kişi, yer veya durumlardan kaçınma Kompulsiyonların tamamı dışarıdan görülebilen davranışlar değildir. Sayma, dua etme, anıları inceleme veya bir düşünceyi başka bir düşünceyle etkisizleştirme gibi zihinsel ritüeller de kompulsiyon olabilir. Kompulsiyonlar kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun dönemde obsesyonların ve kaygının devam etmesine katkıda bulunur. Aile üyelerinin sürekli güvence vermesi veya kişinin ritüellerine katılması da istemeden bu döngüyü güçlendirebilir. OKB’ye eşlik edebilen durumlar OKB’ye depresyon, diğer anksiyete bozuklukları, tik bozuklukları, beden dismorfik bozukluğu ve bazı yeme bozuklukları eşlik edebilir. Belirtiler bazen yoğun kaygı, psikotik bozukluklar, otizm spektrum bozukluğu veya obsesif kompulsif kişilik özellikleriyle karıştırılabilir. Psikiyatrik değerlendirmede belirtilerin başka bir ruhsal veya tıbbi durumla ya da kullanılan bir madde veya ilaçla daha iyi açıklanıp açıklanmadığı incelenir. OKB nasıl tedavi edilir? OKB tedavi edilebilir bir bozukluktur. Uygun tedaviyle belirtilerde, yaşam kalitesinde ve günlük işlevsellikte belirgin iyileşme sağlanabilir. Tedavi; belirtilerin şiddetine, kişinin yaşına, tercihlerine ve eşlik eden hastalıklara göre planlanır. # Bilişsel davranışçı terapi OKB’de en güçlü bilimsel kanıta sahip psikoterapi yöntemi, bilişsel davranışçı terapi kapsamında uygulanan maruz bırakma ve tepki önleme terapisidir (ERP). ERP’de kişi, terapistiyle birlikte hazırlanan aşamalı bir plan doğrultusunda kaygı uyandıran düşünce veya durumlarla güvenli biçimde karşılaşır ve alışılmış kompulsiyonu yapmamayı öğrenir. Amaç kişinin zorla kaygı içinde bırakılması değil, obsesyonların oluşturduğu belirsizliğe katlanma ve ritüel olmadan yaşamını sürdürebilme becerisinin geliştirilmesidir. Çocuk ve ergenlerde tedavinin gelişim düzeyine göre uyarlanması ve gerektiğinde ailenin sürece katılması önemlidir. # İlaç tedavisi OKB tedavisinde başlıca seçici serotonin geri alım inhibitörü grubu antidepresanlar kullanılabilir. İlaçların etkisinin ortaya çıkması birkaç hafta sürebilir ve OKB tedavisinde depresyon tedavisinden farklı doz ve süreler gerekebilir. İlaç seçimi ve doz düzenlemesi psikiyatri hekimi tarafından yapılmalıdır. İlaçlar aniden bırakılmamalı; yan etkiler veya tedavinin sonlandırılması hekimle birlikte değerlendirilmelidir. Hafif ve orta şiddetteki belirtilerde ERP içeren bilişsel davranışçı terapi veya ilaç tedavisi tercih edilebilir. Ağır belirtilerde psikoterapi ve ilaç tedavisinin birlikte uygulanması gerekebilir. İlk tedavilere yeterli yanıt alınamadığında tanı, tedaviye uyum ve eşlik eden durumlar yeniden değerlendirilir. Gerekli görülen vakalarda farklı ilaç stratejileri veya beyin uyarım yöntemleri, bu alanda deneyimli uzmanlar tarafından değerlendirilebilir. Ne zaman yardım alınmalıdır? Takıntılı düşünceler veya tekrarlayıcı davranışlar zamanınızın önemli bir bölümünü alıyor, belirgin sıkıntı yaratıyor ya da eğitiminizi, işinizi, ilişkilerinizi ve günlük yaşamınızı etkiliyorsa psikiyatri uzmanına başvurabilirsiniz. OKB utanılacak bir durum değildir. Özellikle saldırgan, cinsel veya dinî içerikli obsesyonların açıklanması zor gelebilir; ancak bu düşünceler OKB’nin bilinen belirtileri arasındadır ve ruh sağlığı uzmanları tarafından yargılamadan değerlendirilir.

Vücut Dismorfik Bozukluğu (Beden Algısı Bozukluğu)

Beden dismorfik bozukluğu (vücut dismorfik bozukluğu), kişinin dış görünüşündeki başkaları tarafından fark edilmeyen veya hafif görülen bir ya da daha fazla özellikle yoğun biçimde meşgul olmasıyla seyreden bir ruhsal bozukluktur. Kişi görünüşüyle ilgili düşüncelerini kontrol etmekte zorlanabilir ve algıladığı kusuru incelemek, gizlemek veya düzeltmek amacıyla tekrarlayıcı davranışlar sergileyebilir. Bu uğraşlar zamanın önemli bir bölümünü alarak sosyal yaşamı, eğitimi, çalışmayı ve ilişkileri etkileyebilir. Beden dismorfik bozukluğu kibir, kendini beğenmişlik veya yalnızca dış görünüşe önem verme değildir. Kişide yoğun utanç, kaygı ve sıkıntıya yol açabilen, tedavi edilebilir bir ruhsal bozukluktur. Normal görünüş kaygısından farkı nedir? İnsanların görünüşlerinin bazı yönlerinden hoşnut olmaması yaygındır. Bu düşünceler çoğunlukla günlük yaşamın önüne geçmez. Beden dismorfik bozukluğunda ise görünüşle ilgili düşünceler: - Yoğun ve tekrarlayıcıdır. - Kontrol edilmekte güçlük çekilir. - Gün içinde önemli ölçüde zaman alabilir. - Tekrarlayıcı davranış veya zihinsel karşılaştırmalara yol açar. - Belirgin sıkıntı veya işlev kaybı oluşturur. Sorunun ağırlığı, kişinin görünümündeki özelliğin başkaları tarafından nasıl değerlendirildiğinden çok, düşüncelerin ve davranışların kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğiyle belirlenir. Belirtileri nelerdir? Kişi yüzü, cildi, saçı, burnu, dişleri, gözleri, vücut yapısı veya başka bir fiziksel özelliğiyle yoğun biçimde ilgilenebilir. Zaman içinde kaygı duyulan bölge değişebilir veya birden fazla bölgeye yayılabilir. Sık görülen belirtiler şunlardır: - Görünüşte bir kusur bulunduğunu sürekli düşünme - Başkalarının bu özelliği fark ettiğine veya olumsuz değerlendirdiğine inanma - Aynada veya yansıtıcı yüzeylerde tekrar tekrar kendini inceleme - Aynalardan ve fotoğraf çektirmekten tamamen kaçınma - Kendisini sürekli başka insanlarla karşılaştırma - Yakınlarından görünüşü hakkında tekrar tekrar güvence isteme - Algılanan özelliği makyaj, kıyafet, saç veya beden duruşuyla gizlemeye çalışma - Aşırı bakım yapma veya sık sık kıyafet değiştirme - Cildi yolma veya algılanan kusuru düzeltmeye çalışma - Fotoğrafları tekrar tekrar inceleme, düzenleme veya yeniden çekme - Sosyal ortamlardan, okuldan, işten veya yakın ilişkilerden kaçınma - Dermatoloji, diş hekimliği veya estetik cerrahi başvurularını tekrarlama Bu davranışlar kısa süreli rahatlama sağlayabilir; ancak uzun dönemde görünüşle ilgili kaygının sürmesine katkıda bulunur. Beden dismorfik bozukluğu tanısı nasıl konur? Tanı, psikiyatri hekimi tarafından yapılan klinik değerlendirmeyle konur. DSM-5-TR ölçütlerine göre şu özellikler değerlendirilir: - Başkaları tarafından fark edilmeyen veya hafif görünen bir ya da daha fazla görünüş özelliğiyle yoğun uğraş - Bu uğraşa karşılık ayna kontrolü, aşırı bakım, güvence arama veya başkalarıyla karşılaştırma gibi tekrarlayıcı davranış ya da zihinsel eylemler - Belirgin ruhsal sıkıntı veya sosyal, mesleki ve diğer önemli işlev alanlarında bozulma - Kaygıların başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanmaması Kişinin görünüşüyle ilgili inancına yönelik farkındalığı değişebilir. Bazı kişiler kaygılarının aşırı olabileceğini düşünürken bazıları algıladığı kusurun kesinlikle gerçek olduğuna inanabilir. Farkındalığın düşük olması beden dismorfik bozukluğu tanısını dışlamaz ve tek başına psikotik bozukluk anlamına gelmez. Kas dismorfisi Kas dismorfisi, beden dismorfik bozukluğunun bir görünümüdür. Kişi yeterince kaslı, iri veya yağsız olmadığı düşüncesiyle yoğun biçimde meşgul olabilir. Bu durum aşırı egzersiz, katı beslenme programları, günlük yaşamın spora göre düzenlenmesi ve sağlığı tehlikeye atabilecek destek veya hormonların kullanılmasına yol açabilir. Kas dismorfisi yalnızca erkeklerde görülmez. Hangi durumlarla karışabilir? Beden dismorfik bozukluğu şu durumlarla karışabilir veya birlikte görülebilir: - Obsesif kompulsif bozukluk - Depresyon - Sosyal anksiyete bozukluğu - Yeme bozuklukları - Deri yolma bozukluğu - Saç yolma bozukluğu - Madde kullanım bozuklukları Kaygı yalnızca kilo ve vücut yağıyla ilişkiliyse ve yeme davranışında belirgin değişiklikler bulunuyorsa yeme bozukluğu değerlendirilmelidir. Bedensel bir özelliğe ilişkin gerçek bir tıbbi durumun bulunması da kişinin yaşadığı aşırı uğraş ve işlev kaybını dışlamaz; fiziksel ve ruhsal değerlendirme birlikte yapılabilir. Neden ortaya çıkar? Beden dismorfik bozukluğunun tek bir nedeni yoktur. Genetik yatkınlık, görünüşle ilgili bilgilerin işlenme biçimi, mükemmeliyetçilik, zorbalık, eleştiri, olumsuz yaşam deneyimleri ve sosyal çevre gibi etkenler birlikte rol oynayabilir. Sosyal medya, sürekli karşılaştırma ve görüntülerin filtrelenerek sunulması bazı kişilerde belirtileri artırabilir; ancak tek başına hastalığın nedeni olarak kabul edilmez. Belirtiler çoğunlukla ergenlik veya genç yetişkinlik döneminde başlar ve bütün cinsiyetlerde görülebilir. Estetik işlemler çözüm sağlar mı? Beden dismorfik bozukluğu yaşayan kişiler algıladıkları kusuru düzeltmek amacıyla dermatolojik, diş hekimliğiyle ilişkili veya cerrahi işlemlere başvurabilir. Ancak temel sorun görünüşe ilişkin zihinsel uğraş ve tekrarlayıcı davranışlar olduğu için estetik işlem her zaman beklenen rahatlamayı sağlamaz. Memnuniyet kısa sürebilir, aynı bölgeyle ilgili kaygı devam edebilir veya ilgi başka bir özelliğe yönelebilir. Bu nedenle görünüşle ilgili yoğun uğraş, sürekli güvence arama veya tekrarlayan estetik işlem isteği varsa yeni bir girişimden önce psikiyatrik değerlendirme yapılması yararlı olabilir. Bu değerlendirme kişinin görünüşle ilgili kaygısının küçümsenmesi değil, işlemden beklentilerinin ve ruhsal sağlığının korunması içindir. Beden dismorfik bozukluğu nasıl tedavi edilir? Uygun tedaviyle belirtiler ve günlük işlevsellik belirgin biçimde iyileşebilir. Tedavi belirtilerin şiddetine, kişinin yaşına, tercihlerine ve eşlik eden hastalıklara göre planlanır. # Bilişsel davranışçı terapi Beden dismorfik bozukluğuna uyarlanmış bilişsel davranışçı terapi, görünüşle ilgili düşüncelerin ve bunları sürdüren davranışların anlaşılmasına yardımcı olur. Tedavide şu alanlar ele alınabilir: - Ayna kontrolü ve karşılaştırma davranışlarının azaltılması - Güvence aramanın sınırlandırılması - Kamuflaj ve kaçınma davranışlarının değiştirilmesi - Görünüşe ilişkin katı düşüncelerin yeniden değerlendirilmesi - Dikkatin algılanan kusurdan yaşamın diğer alanlarına yönlendirilmesi - Sosyal ortamlara kademeli olarak yeniden katılma - Cilt yolma gibi tekrarlayıcı davranışların azaltılması Bilişsel davranışçı terapide maruz bırakma ve tepki önleme yöntemlerinden yararlanılabilir. Uygulamalar kişinin hedefleri doğrultusunda aşamalı ve iş birliğine dayalı biçimde yürütülür. # İlaç tedavisi Seçici serotonin geri alım inhibitörü grubu antidepresanlar beden dismorfik bozukluğu belirtilerinin azaltılmasında kullanılabilir. İlacın etkisinin ortaya çıkması birkaç hafta sürebilir. Belirtilerin ağır olduğu durumlarda psikoterapi ve ilaç tedavisi birlikte uygulanabilir. İlaç seçimi, doz düzenlemesi ve tedavi süresi psikiyatri hekimi tarafından belirlenmelidir. İlaçlar hekime danışılmadan aniden bırakılmamalıdır. Beden dismorfik bozukluğunda görünüşle ilgili inanç çok güçlü olsa bile antipsikotik ilaçların tek başına kullanılması genellikle temel tedavi olarak önerilmez. Ne zaman yardım alınmalıdır? Görünüşünüzle ilgili düşünceler gününüzün önemli bir bölümünü alıyor, sürekli kontrol veya gizleme davranışlarına yol açıyor ya da sosyal yaşamınızı, eğitiminizi, işinizi ve ilişkilerinizi etkiliyorsa psikiyatri uzmanına başvurabilirsiniz. Beden dismorfik bozukluğu yoğun utanç nedeniyle gizlenebilir. Belirtileri açıklamak zor gelebilir; ancak ruh sağlığı uzmanları bu durumu yargılamadan değerlendirmek üzere eğitim almıştır. Beden dismorfik bozukluğunda depresyon, kendine zarar verme ve intihar düşünceleri görülebilir. Kendinize zarar verme veya yaşamınıza son verme düşünceniz varsa yalnız kalmayın; 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayın ya da en yakın acil servise başvurun.

Biriktirme (İstifleme) Bozukluğu

Biriktirme bozukluğu, gerçek değerinden bağımsız olarak eşyalardan ayrılmakta veya onları elden çıkarmakta sürekli güçlük yaşanmasıyla karakterize bir ruhsal bozukluktur. Bu güçlük, eşyaları saklama ihtiyacından ve onlardan ayrılmanın oluşturduğu yoğun sıkıntıdan kaynaklanır. Biriken eşyalar zaman içinde yaşam alanlarını doldurarak odaların asıl amaçları doğrultusunda kullanılmasını zorlaştırabilir. Kişi yemek yapmak, temizlik yapmak, yatağında uyumak veya ev içinde güvenli biçimde hareket etmek gibi günlük etkinliklerde güçlük yaşayabilir. Biriktirme bozukluğu tembellik, dağınıklık veya kişisel tercih değildir. Tedavi edilebilir bir ruhsal bozukluktur. Biriktirme bozukluğunun belirtileri nelerdir? - Eşyaları atmak, bağışlamak, satmak veya geri dönüştürmekte sürekli güçlük - Eşyalara gelecekte ihtiyaç duyulacağı düşüncesi - Eşyalara yoğun duygusal veya simgesel anlam yükleme - Eşyaların anıları koruduğuna inanma - Elden çıkarırken yoğun kaygı, suçluluk veya üzüntü yaşama - Kullanılmayan eşyaları tekrar tekrar edinme - Ücretsiz dağıtılan nesneleri veya ambalajları alma ihtiyacı - Eşyaları sınıflandırmak ve düzenlemek konusunda zorlanma - Karar vermeyi sürekli erteleme - Yaşam alanlarının amaçları doğrultusunda kullanılamaması - Birikim nedeniyle aile, komşu veya ev sahibiyle çatışmalar yaşama - Eve başkalarını davet etmekten kaçınma - Sorunun boyutunu kabul etmekte veya fark etmekte güçlük Aşırı eşya edinme sık görülür ancak tanı için zorunlu değildir. Bazı kişiler yeni eşya edinmekten çok, mevcut eşyalarından ayrılmakta güçlük yaşar. Biriktirme fiziksel eşyaların yanında e-postalar, fotoğraflar ve dijital dosyalarla da ilişkili olabilir. Dijital birikimin ruhsal bozukluk olarak değerlendirilebilmesi için belirgin sıkıntıya veya işlev kaybına yol açması gerekir. Biriktirme bozukluğu tanısı nasıl konur? DSM-5-TR ölçütlerine göre tanıda şu özellikler değerlendirilir: - Gerçek değerinden bağımsız olarak eşyalardan ayrılmakta veya onları elden çıkarmakta sürekli güçlük - Eşyaları saklama ihtiyacı ve elden çıkarmanın oluşturduğu sıkıntı - Biriken eşyaların kullanılan yaşam alanlarını doldurması ve bu alanların amaçları doğrultusunda kullanılmasını belirgin biçimde engellemesi - Sosyal, mesleki veya diğer önemli işlev alanlarında belirgin sıkıntı ya da bozulma oluşması - Kişinin kendisi ve başkaları için güvenli bir yaşam ortamı sağlamasının güçleşmesi Yaşam alanları yalnızca aile üyeleri, temizlik görevlileri veya kurumların müdahalesi sayesinde açık tutulabiliyorsa tanı yine değerlendirilebilir. Tanı, psikiyatri hekimi tarafından yapılan değerlendirmeyle konur. Kişinin izniyle yakınlarından bilgi alınması veya evin kullanım durumunun değerlendirilmesi yararlı olabilir. Kişinin soruna ilişkin farkındalığı değişebilir. Bazı kişiler birikimin yaşamlarını etkilediğini kabul ederken bazıları önemli bir sorun bulunmadığını düşünebilir. Biriktirme ile koleksiyonculuk arasındaki fark nedir? Çok sayıda eşyaya sahip olmak tek başına biriktirme bozukluğu değildir. Koleksiyonlar genellikle: - Belirli bir konuya yöneliktir. - Planlı ve düzenli biçimde oluşturulur. - Eşyalar sınıflandırılır, korunur veya sergilenir. - Günlük yaşam alanlarının kullanılmasını engellemez. - Belirgin işlev kaybına veya güvenlik sorununa yol açmaz. Biriktirme bozukluğunda ise eşyalar çoğunlukla yaşam alanlarını doldurur, düzenlenmeleri güçleşir ve evin işlevini ya da güvenliğini etkiler. Hangi eşyalar biriktirilebilir? Biriktirilen nesneler kişiden kişiye değişebilir: - Gazete, dergi ve kitaplar - Kıyafetler - Poşet, kutu ve ambalajlar - Faturalar ve belgeler - Bozulmuş veya onarılması planlanan eşyalar - Ev gereçleri - Ücretsiz alınan veya indirimli ürünler - Duygusal anlam taşıyan nesneler Eşyanın başkaları açısından değerli olup olmaması tanı için önemli değildir. Esas olan, kişinin ondan ayrılmakta yaşadığı güçlük ve birikimin günlük yaşam üzerindeki etkisidir. Hayvan biriktirme Bazı kişiler bakım kapasitelerinin üzerinde sayıda hayvan edinerek onlardan ayrılmakta güçlük yaşayabilir. Yetersiz alan, beslenme ve veteriner bakımı hem hayvanların hem de evde yaşayan insanların sağlığını tehlikeye atabilir. Hayvan biriktirmede kişi koşulların yetersizliğini fark etmekte zorlanabilir. Böyle durumlarda ruh sağlığı, sosyal hizmet, veterinerlik ve hayvan refahı birimlerinin birlikte çalışması gerekebilir. Biriktirme bozukluğunun yol açabileceği sorunlar - Düşme ve yaralanma - Yangın ve acil çıkış yollarının kapanması - Temizlik ve hijyen sorunları - Böcek veya kemirgenlerin çoğalması - Yemek hazırlama ve kişisel bakım güçlükleri - İlaçlara veya önemli belgelere ulaşamama - Yapısal ve tesisatla ilgili sorunlar - Sosyal yalnızlaşma - Aile çatışmaları - Evden çıkarılma veya hukuki sorunlar Risk değerlendirmesinde yalnızca dağınıklığın görünümü değil; kişinin hareket, beslenme, uyku, hijyen ve acil durumda evden çıkma imkânı dikkate alınır. Biriktirme bozukluğunun nedenleri nelerdir? Tek bir neden yoktur. Genetik yatkınlık, karar verme ve sınıflandırma güçlükleri, dikkat sorunları, mükemmeliyetçilik, kayıp yaşantıları ve eşyalara yüklenen duygusal anlam birlikte rol oynayabilir. Belirtiler sıklıkla ergenlik veya genç yetişkinlik döneminde hafif düzeyde başlar ve zaman içinde ağırlaşabilir. Depresyon, anksiyete bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve alkol kullanım sorunları eşlik edebilir. Birikim ayrıca demans, beyin yaralanması, psikotik bozukluklar, ağır depresyon, obsesif kompulsif bozukluk veya fiziksel hareket kısıtlılığıyla ilişkili olabilir. Bu nedenle özellikle ileri yaşta yeni başlayan birikim davranışı kapsamlı değerlendirme gerektirir. Biriktirme bozukluğu nasıl tedavi edilir? Biriktirme bozukluğuna uyarlanmış bilişsel davranışçı terapi temel tedavi yöntemidir. Tedavi aşamalı ve kişiyle iş birliği içinde yürütülür. Terapide şu alanlar ele alınabilir: - Değişim konusunda motivasyon geliştirme - Eşyalarla ilgili düşünce ve duyguları tanıma - Sınıflandırma ve düzenleme becerileri - Karar vermeyi kolaylaştıran yöntemler - Yeni eşya edinme dürtüsünü yönetme - Eşyalardan aşamalı biçimde ayrılma - Elden çıkarma sırasında oluşan sıkıntıya dayanabilme - Yaşam alanlarını güvenli ve kullanılabilir hâle getirme - Yeniden birikimi önleme planı Tedavi uzun sürebilir ve bazı çalışmalarda ev ortamında yapılan uygulamalardan yararlanılabilir. Hedef her şeyi bir anda atmak değil; güvenliği, işlevselliği ve kişinin karar verme kapasitesini geliştirmektir. Biriktirme bozukluğunu doğrudan tedavi ettiği kesinleşmiş özel bir ilaç bulunmamaktadır. Eşlik eden depresyon, anksiyete veya dikkat sorunları için psikiyatri hekimi tarafından ilaç tedavisi değerlendirilebilir. Zorla temizlik çözüm müdür? Kişinin izni olmadan eşyaların atılması yoğun sıkıntıya, öfkeye ve güven kaybına yol açabilir. Altta yatan sorun tedavi edilmediğinde birikim yeniden oluşabilir. Yangın, çökme, ağır hijyen sorunu veya bakım verilemeyen hayvanlar gibi acil tehlikelerde güvenlik müdahalesi gerekli olabilir. Ancak mümkün olduğunda süreç kişiyle iş birliği içinde, açık hedeflerle ve ruh sağlığı ile sosyal hizmet desteğiyle yürütülmelidir. Yakınları nasıl yardımcı olabilir? - Kişiyi utandırmayın veya küçümsemeyin. - Eşyaları habersizce atmayın. - Önceliği görünüşten çok sağlık ve güvenliğe verin. - Bütün evi bir anda düzenlemek yerine küçük hedefler belirleyin. - Geçiş yolları, ocak ve acil çıkışlar gibi riskli alanlara öncelik verin. - Profesyonel destek alması için yargılamadan teşvik edin. - Kendi sınırlarınızı ve güvenliğinizi de koruyun. Ne zaman yardım alınmalıdır? Biriken eşyalar odaların kullanılmasını engelliyor, kişinin sağlığını veya güvenliğini etkiliyor ya da aile ve sosyal yaşamda ciddi sorunlara yol açıyorsa psikiyatri uzmanına başvurulmalıdır. Gerekli durumlarda belediyelerin sosyal hizmet, çevre sağlığı, itfaiye ve veterinerlik birimleriyle koordinasyon kurulabilir. Yangın, çökme, kişinin evden çıkamaması, ağır yaralanma veya başka bir acil tehlike varsa 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), kişinin travmatik bir olay yaşaması veya böyle bir olaya belirli biçimlerde maruz kalması sonrasında gelişebilen bir ruhsal bozukluktur. Olay sona ermiş olmasına rağmen kişi tehlike devam ediyormuş gibi hissedebilir; travmayı yeniden yaşama, kaçınma, olumsuz düşünce ve duygular ile aşırı uyarılmışlık belirtileri yaşayabilir. Travmatik bir olaydan sonra korku, üzüntü, öfke, uyku güçlüğü ve olayla ilgili düşünceler yaşamak sık görülen tepkilerdir. Bunların bulunması tek başına TSSB anlamına gelmez. İnsanların çoğunda belirtiler zamanla azalır; bir bölümünde ise kalıcı hâle gelerek günlük yaşamı etkileyebilir. Dünya Sağlık Örgütüne göre dünya nüfusunun yaklaşık %3,9’u yaşamının bir döneminde TSSB yaşamaktadır. Hangi olaylar TSSB’ye yol açabilir? TSSB; gerçekleşen veya gerçekleşme tehdidi bulunan ölüm, ağır yaralanma ya da cinsel şiddetle ilişkili olaylardan sonra gelişebilir. Maruziyet şu biçimlerde olabilir: - Travmatik olayı doğrudan yaşamak - Olaya doğrudan tanık olmak - Yakın bir kişinin şiddet içeren veya beklenmedik ölümünü ya da ağır travmasını öğrenmek - Mesleki görev sırasında travmatik olayların ayrıntılarıyla tekrarlayıcı veya yoğun biçimde karşılaşmak Savaş, işkence, cinsel saldırı, aile içi şiddet, çocukluk çağı istismarı, ciddi kazalar, doğal afetler, terör eylemleri ve yaşamı tehdit eden bazı tıbbi olaylar TSSB’ye neden olabilecek yaşantılar arasındadır. Televizyon, sosyal medya veya haberler yoluyla bir olayı görmek, mesleki bir maruziyet söz konusu değilse genellikle tanı için yeterli kabul edilmez. TSSB belirtileri nelerdir? Belirtiler dört temel grupta değerlendirilir. # Travmayı yeniden yaşama - Olayla ilgili istenmeden gelen anılar - Travmatik içerikli kâbuslar - Olay yeniden yaşanıyormuş gibi hissedilen geri dönüşler - Travmayı hatırlatan durumlarda yoğun ruhsal sıkıntı - Çarpıntı, terleme, titreme veya nefes darlığı gibi bedensel tepkiler Geri dönüş sırasında kişi yalnızca olayı hatırlamakla kalmayabilir; kısa bir süre için olay yeniden gerçekleşiyormuş gibi hissedebilir. # Kaçınma - Olayla ilgili düşünce ve duygulardan uzak durmaya çalışma - Travmayı hatırlatan kişilerden, yerlerden, konuşmalardan veya etkinliklerden kaçınma - Olayla ilgili yardım almaktan ya da konuşmaktan kaçınma Kaçınma kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun dönemde belirtilerin devam etmesine katkıda bulunabilir. # Düşünce ve duygularda olumsuz değişiklikler - Travmanın bazı bölümlerini hatırlayamama - Kendisi, başkaları veya dünya hakkında kalıcı olumsuz inanışlar - Olay nedeniyle kendisini ya da başkasını aşırı biçimde suçlama - Sürekli korku, suçluluk, utanç, öfke veya üzüntü - Daha önce ilgi duyulan etkinliklerden uzaklaşma - İnsanlardan kopmuş veya yabancılaşmış hissetme - Olumlu duyguları yaşamakta güçlük - Geleceğe ilişkin umutsuzluk # Uyarılma ve tepki verme biçiminde değişiklikler - Sürekli tetikte olma - Kolay irkilme - Sinirlilik veya öfke patlamaları - Uykuya dalma ya da uykuyu sürdürme güçlüğü - Dikkat ve odaklanma sorunları - Düşünmeden riskli davranışlarda bulunma - Çevrede sürekli bir tehdit arama Bazı kişilerde kendisine veya çevresine yabancılaşma gibi dissosiyatif belirtiler de görülebilir. TSSB tanısı nasıl konur? TSSB tanısı, psikiyatri hekimi tarafından yapılan kapsamlı değerlendirmeyle konur. Belirtilerin travmatik olaydan sonra başlaması, bir aydan uzun sürmesi ve belirgin sıkıntıya ya da sosyal, mesleki veya günlük işlevlerde bozulmaya neden olması gerekir. Belirtiler çoğunlukla travmadan sonraki ilk aylarda ortaya çıkar; ancak bazı kişilerde aylar veya yıllar sonra belirgin hâle gelebilir. Değerlendirmede depresyon, anksiyete bozuklukları, madde kullanımı, kafa travması, uyku bozuklukları ve diğer tıbbi veya ruhsal durumlar da göz önünde bulundurulur. TSSB’ye depresyon, panik belirtileri, kronik ağrı, uyku bozuklukları ve madde kullanım bozuklukları eşlik edebilir. Akut stres bozukluğu ile farkı nedir? Travmadan sonraki ilk günlerde TSSB’ye benzeyen belirtiler görülebilir. Belirtiler olaydan sonraki üç gün ile bir ay arasında devam ediyor, belirli bir yoğunluğa ulaşıyor ve işlev kaybına neden oluyorsa akut stres bozukluğu tanısı değerlendirilebilir. Belirtilerin yalnızca üç günden uzun sürmesi tanı için yeterli değildir. Belirtilerin türü, sayısı, şiddeti ve günlük yaşama etkisi birlikte incelenir. Bir aydan uzun süren durumlarda TSSB değerlendirmesi yapılır. Akut stres bozukluğu yaşayan herkeste daha sonra TSSB gelişmez. Benzer şekilde bazı kişiler akut stres bozukluğu yaşamadan da TSSB geliştirebilir. Karmaşık TSSB nedir? Uzun süreli, tekrarlayıcı ve kaçmanın güç olduğu travmatik yaşantılardan sonra bazı kişilerde klasik TSSB belirtilerine ek olarak duygu düzenleme, benlik algısı ve ilişkilerde kalıcı güçlükler görülebilir. Dünya Sağlık Örgütünün ICD-11 sınıflandırmasında bu durum "karmaşık travma sonrası stres bozukluğu" olarak tanımlanmıştır. DSM-5-TR’de ise ayrı bir tanı olarak yer almaz. Tanı, belirtilerin kaynağı ve diğer ruhsal durumlar uzman tarafından değerlendirilmelidir. TSSB gelişimini etkileyen faktörler Travma yaşayan herkes TSSB geliştirmez. Riski etkileyebilecek etkenler arasında şunlar bulunur: - Travmanın şiddeti, süresi ve tekrarlayıcı olması - Çocukluk çağı travmaları - Olay sırasında ağır yaralanma veya yoğun çaresizlik yaşanması - Travma sonrasında devam eden tehdit veya güvensizlik - Sosyal desteğin yetersiz olması - Önceden var olan ruhsal hastalıklar - Olay sonrasında maddi, hukuki veya barınmayla ilgili sorunlar - Madde veya alkol kullanımı Güvenli bir ortam, destekleyici ilişkiler, temel ihtiyaçların karşılanması ve uygun sağlık hizmetlerine erişim iyileşmeyi destekleyebilir. TSSB kişisel zayıflık veya dayanıklılık eksikliğinden kaynaklanmaz. Travmadan hemen sonra ne yapılmalıdır? Travmadan sonraki ilk dönemde öncelik kişinin güvenliğinin, temel ihtiyaçlarının ve sosyal desteğinin sağlanmasıdır. Uyku, beslenme, barınma, tıbbi bakım ve güvenilir kişilerle iletişim desteklenmelidir. Kişi yaşadıklarını anlatmaya zorlanmamalıdır. Travmadan hemen sonra herkese uygulanan ve olayın ayrıntılarının tek oturumda anlattırıldığı “psikolojik anlamlandırma” veya “debriefing” uygulamaları TSSB’yi önlemez ve önerilmemektedir. Belirtiler hafifse aktif izlem yapılabilir. Yoğun sıkıntı, akut stres bozukluğu, ciddi işlev kaybı veya güvenlik riski varsa erken profesyonel destek alınmalıdır. TSSB nasıl tedavi edilir? TSSB tedavi edilebilir bir bozukluktur. Tedavi kişinin ihtiyaçları, tercihleri, güvenliği, travmanın özellikleri ve eşlik eden hastalıklar dikkate alınarak planlanır. Travma odaklı psikoterapiler Bilimsel kanıtı en güçlü tedaviler şunlardır: - Travma odaklı bilişsel davranışçı terapi - Bilişsel işlemleme terapisi - Uzun süreli maruz bırakma terapisi - Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme terapisi (EMDR) Bu tedaviler travmatik anıların güvenli biçimde işlenmesine, kaçınmanın azaltılmasına ve kişinin kendisi, başkaları ve dünya hakkındaki travmayla ilişkili düşüncelerini yeniden değerlendirmesine yardımcı olur. Travma odaklı terapi, kişinin olayın tüm ayrıntılarını ilk görüşmede anlatmaya zorlanması anlamına gelmez. Tedavi, bu alanda eğitimli bir uzman tarafından kişinin güvenliği ve hazır oluşu dikkate alınarak yürütülür. # İlaç tedavisi Bazı antidepresanlar TSSB belirtilerinin azaltılmasında etkili olabilir. İlaç seçimi, eşlik eden hastalıklar, olası yan etkiler ve kişinin tercihleri dikkate alınarak psikiyatri hekimi tarafından yapılır. Benzodiazepin grubu sakinleştirici ilaçlar TSSB’nin temel tedavisi olarak önerilmez. Uzun süreli kullanımda bağımlılık, yoksunluk, bellek sorunları ve tedavinin etkinliğinde azalma gibi riskler oluşturabilir. Esrar ve esrar türevleri de TSSB tedavisi olarak önerilmemektedir. İlaçlar psikiyatri hekimine danışılmadan başlanmamalı, azaltılmamalı veya aniden bırakılmamalıdır. Ne zaman yardım alınmalıdır? Travma sonrasında belirtiler bir aydan uzun sürüyorsa, giderek ağırlaşıyorsa veya ilişkilerinizi, uykunuzu, eğitiminizi, işinizi ve günlük yaşamınızı etkiliyorsa psikiyatri uzmanına başvurabilirsiniz. Bir ay beklemek zorunlu değildir; yoğun sıkıntı veya işlev kaybı varsa daha erken yardım alınabilir. Aşağıdaki durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı veya en yakın acil servise başvurulmalıdır: - Kendine zarar verme veya yaşamına son verme düşüncesi - Başkasına zarar verme riski - Temel ihtiyaçları karşılayamayacak düzeyde işlev kaybı - Şiddetli bilinç bulanıklığı veya çevreyle bağın kopması - Yoğun madde veya alkol kullanımı - Devam eden şiddet, istismar veya güvenlik tehdidi

Uyum Bozukluğu

Uyum bozukluğu; ayrılık, iş kaybı, hastalık, ekonomik güçlük veya başka bir belirgin stres etkeninden sonra ortaya çıkan ve kişinin günlük yaşamını sürdürmesini zorlaştıran duygusal ya da davranışsal belirtilerle seyreden bir ruhsal bozukluktur. Üzüntü, kaygı ve zorlanma, stresli yaşam olaylarına verilebilecek olağan tepkilerdir. Uyum bozukluğunda ise yaşanan sıkıntı, olayın niteliği ve kişinin içinde bulunduğu sosyal ve kültürel koşullar dikkate alındığında beklenenden belirgindir veya kişinin ilişkilerinde, eğitiminde, işinde ve günlük sorumluluklarında önemli bozulmaya yol açar. Uyum bozukluğu kişisel zayıflık veya dayanıklılık eksikliği anlamına gelmez. Hangi durumların ardından ortaya çıkabilir? Stres etkeni tek bir olay, birden fazla sorun veya uzun süre devam eden bir durum olabilir: - Ayrılık, boşanma veya ilişki sorunları - Bir yakının kaybı - İş kaybı, emeklilik veya iş değişikliği - Ekonomik güçlükler ve borçlanma - Okul değişikliği, sınavlar veya akademik sorunlar - Taşınma veya göç - Evlilik, ebeveyn olma gibi önemli yaşam değişiklikleri - Kronik hastalık, engellilik veya bakım verme sorumluluğu - Aile içi çatışmalar - Doğal afet, salgın veya toplumsal krizler - İş yerinde veya okulda süregelen baskı ve çatışmalar Aynı olay herkesi aynı biçimde etkilemez. Stres etkeninin süresi ve şiddeti, kişinin önceki deneyimleri, mevcut ruhsal ve fiziksel sağlığı, maddi koşulları ve sosyal destek düzeyi belirtileri etkileyebilir. Uyum bozukluğunun belirtileri nelerdir? Belirtiler kişiden kişiye değişebilir: - Üzüntü, ağlama veya umutsuzluk - Kaygı, endişe ve gerginlik - Olayla ve sonuçlarıyla sürekli zihinsel meşguliyet - Yeni duruma uyum sağlamakta zorlanma - Uyku veya iştah değişiklikleri - Dikkati toplamakta ve karar vermekte güçlük - Sosyal ilişkilerden uzaklaşma - İş, okul veya ev sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanma - Sinirlilik ve öfke - Dürtüsel veya riskli davranışlar - Çocuk ve ergenlerde kurallara aykırı davranışlar - Baş ağrısı, kas gerginliği, çarpıntı veya mide-bağırsak yakınmaları Bedensel belirtiler yalnızca uyum bozukluğuna özgü değildir. Yeni başlayan, şiddetli veya tekrarlayan bedensel yakınmaların olası tıbbi nedenleri ayrıca değerlendirilmelidir. Uyum bozukluğunun türleri DSM-5-TR’de baskın belirtilere göre şu alt türler tanımlanır: - Depresif duygudurumla giden - Kaygıyla giden - Kaygı ve depresif duygudurumun birlikte olduğu - Davranış bozukluğuyla giden - Duygusal belirtiler ve davranış bozukluğunun birlikte olduğu - Belirtilen alt türlere uymayan Bu alt türler tedavi planının kişinin temel güçlüklerine göre düzenlenmesine yardımcı olur. Uyum bozukluğu tanısı nasıl konur? Tanı, psikiyatri hekimi tarafından yapılan klinik değerlendirmeyle konur. DSM-5-TR’ye göre belirtilerin tanımlanabilir stres etkeninden sonraki üç ay içinde başlaması gerekir. Belirtilerin klinik açıdan önemli kabul edilmesi için aşağıdakilerden en az birinin bulunması beklenir: - Yaşanan sıkıntının, olayın şiddeti ve sosyal-kültürel bağlam dikkate alındığında belirgin olması - Sosyal, mesleki, akademik veya günlük işlevsellikte önemli bozulma oluşması Belirtiler depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu veya başka bir ruhsal hastalığın tanı ölçütlerini daha iyi karşılıyorsa uyum bozukluğu yerine ilgili tanı değerlendirilir. Olağan yas tepkileri ve uzamış yas bozukluğu da ayırıcı tanıda ele alınır. Dünya Sağlık Örgütünün ICD-11 sınıflandırması, stres etkeni ve sonuçlarıyla aşırı zihinsel meşguliyet ile yeni duruma uyum sağlayamama belirtilerini özellikle vurgular. Belirtiler ne kadar sürer? Stres etkeni veya sonuçları sona erdiğinde belirtiler genellikle altı aydan uzun sürmez. Ancak kronik hastalık, devam eden ekonomik sorunlar veya süregelen aile çatışması gibi stres etkenleri devam ediyorsa belirtiler de altı aydan uzun sürebilir. Belirtilerin uzaması veya ağırlaşması durumunda depresyon, anksiyete bozukluğu ya da başka bir ruhsal hastalığın gelişip gelişmediği yeniden değerlendirilmelidir. Normal stres tepkisinden farkı nedir? Stresli bir olaydan sonra üzülmek, kaygılanmak veya bir süre verimin düşmesi olağandır. Her güç yaşam olayı uyum bozukluğuna yol açmaz. Tanı için yalnızca bir stres etkeninin bulunması yeterli değildir. Tepkinin belirgin sıkıntıya veya işlev kaybına yol açması ve başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanmaması gerekir. Uyum bozukluğu bazen “hafif” bir tanı olarak görülse de yoğun sıkıntıya ve kendine zarar verme düşüncelerine yol açabilir. Bu nedenle belirtilerin şiddeti ve güvenlik riski dikkatle değerlendirilmelidir. Uyum bozukluğu nasıl tedavi edilir? Tedavi kişinin belirtilerine, stres etkeninin niteliğine, mevcut desteklerine ve güvenlik koşullarına göre planlanır. Uyum bozukluğuna özgü tedavilerle ilgili araştırmalar sınırlı olmakla birlikte psikolojik ve sosyal müdahaleler tedavinin temelini oluşturur. # Psikoterapi Psikoterapide şu alanlar üzerinde çalışılabilir: - Stres etkeninin kişi üzerindeki etkisini anlamlandırma - Sorun çözme ve başa çıkma becerileri geliştirme - Kaygı ve duygu düzenleme yöntemlerini öğrenme - Olumsuz düşünce kalıplarını değerlendirme - Günlük yaşam düzenini yeniden kurma - Yeni yaşam koşullarına uyum sağlama - Sosyal destek kaynaklarını güçlendirme - Kayıp ve rol değişikliklerini ele alma Kişinin ihtiyaçlarına göre destekleyici psikoterapi, bilişsel davranışçı terapi, kişilerarası terapi, aile veya grup terapileri uygulanabilir. Herkes için üstün olduğu gösterilmiş tek bir psikoterapi yöntemi bulunmamaktadır. # Sosyal ve pratik destek Stres etkeninin devam ettiği durumlarda yalnızca belirtilere odaklanmak yeterli olmayabilir. Barınma, ekonomik sorunlar, iş, bakım verme sorumluluğu, eğitim veya güvenlik gibi alanlarda uygun sosyal ve hukuki desteğe erişim tedavinin önemli bir parçasıdır. # İlaç tedavisi Uyum bozukluğunu doğrudan tedavi etmek için geliştirilmiş özel bir ilaç bulunmamaktadır. İlaç tedavisinin yararına ilişkin bilimsel kanıtlar sınırlıdır. Belirtiler ağırsa veya depresyon, anksiyete ya da uyku bozukluğu gibi eşlik eden bir durum bulunuyorsa psikiyatri hekimi tarafından ilaç tedavisi değerlendirilebilir. Bağımlılık ve yoksunluk riski nedeniyle sakinleştirici ilaçların gelişigüzel veya uzun süreli kullanımından kaçınılmalıdır. ## Kendinizi desteklemek için neler yapabilirsiniz? - Mümkün olduğunca düzenli bir uyku ve günlük yaşam programı oluşturun. - Öğünlerinizi, hareketliliğinizi ve temel öz bakımınızı ihmal etmemeye çalışın. - Sorunları daha küçük ve yönetilebilir adımlara ayırın. - Güvendiğiniz kişilerle iletişiminizi sürdürün. - Alkol veya maddeleri başa çıkma aracı olarak kullanmayın. - Çözebileceğiniz sorunlar için somut bir eylem planı hazırlayın. - Belirtiler ağırlaşıyorsa profesyonel destek alın. Bu öneriler profesyonel değerlendirmenin yerine geçmez. Ne zaman yardım alınmalıdır? Belirtiler birkaç hafta içinde azalmıyorsa, giderek ağırlaşıyorsa veya işinizi, eğitiminizi, ilişkilerinizi ve günlük sorumluluklarınızı etkiliyorsa psikiyatri uzmanına başvurabilirsiniz.

Bedensel Belirti Bozukluğu

Bedensel belirti bozukluğu, kişide belirgin sıkıntıya veya günlük yaşamda bozulmaya yol açan bir ya da daha fazla bedensel belirtiye; bu belirtilerle ilgili süreğen ve orantısız düşünce, kaygı veya davranışların eşlik ettiği bir ruhsal bozukluktur. Belirtiler hafif ya da şiddetli, tek veya birden fazla olabilir. Ağrı en sık görülen yakınmalardan biridir; ancak yorgunluk, baş dönmesi, sindirim, solunum veya başka vücut sistemleriyle ilişkili belirtiler de bulunabilir. Kişi belirtilerini üretmez veya taklit etmez. Yaşanan ağrı, yorgunluk ve diğer bedensel duyumlar gerçektir. Bozukluğun temel özelliği, belirtilerin kaynağından çok bunların kişinin düşüncelerini, duygularını, davranışlarını ve günlük yaşamını ne ölçüde etkilediğidir. Temel özellikleri nelerdir? Bedensel belirti bozukluğunda iki temel özellik birlikte bulunur: - Belirgin sıkıntıya veya günlük yaşamda bozulmaya neden olan bir ya da daha fazla bedensel belirti - Bu belirtiler veya sağlık durumu hakkında süreğen ve aşırı düşünce, kaygı ya da davranışlar Kişi belirtilerinin ciddi bir hastalığa işaret ettiğini düşünebilir, sağlık durumunu sürekli kontrol edebilir veya tıbbi değerlendirmelere önemli ölçüde zaman ve enerji ayırabilir. Normal tetkik sonuçları kısa süreli rahatlama sağlasa da endişe yeniden ortaya çıkabilir. Bazı kişiler ise yeni bir hastalık tanısı almaktan korktuğu için sağlık hizmetlerinden kaçınabilir. Hangi belirtiler görülebilir? Bedensel belirti bozukluğunda herhangi bir vücut sistemiyle ilişkili yakınma bulunabilir. Sık bildirilen belirtiler arasında şunlar yer alır: - Baş, sırt, karın, göğüs, kas veya eklem ağrıları - Yaygın vücut ağrısı - Yorgunluk ve enerji azalması - Baş dönmesi veya sersemlik - Bulantı, şişkinlik ve bağırsak yakınmaları - Çarpıntı veya nefes darlığı - Uyuşma, karıncalanma veya güçsüzlük hissi - Cinsel işlevle veya adet dönemiyle ilişkili yakınmalar Bu belirtilerin hiçbiri bedensel belirti bozukluğuna özgü değildir. Yeni başlayan, değişen veya şiddetlenen belirtilerin olası tıbbi nedenleri uygun biçimde değerlendirilmelidir. Ani güç kaybı, nöbet, bayılma, konuşma bozukluğu veya felç benzeri belirtiler otomatik olarak bedensel belirti bozukluğu kabul edilmemelidir. Bu belirtiler öncelikle acil, nörolojik ve diğer tıbbi nedenler açısından değerlendirilir. Tanı nasıl konur? Tanı, gerekli tıbbi değerlendirmeler yapıldıktan sonra psikiyatri hekimi tarafından konur. DSM-5-TR ölçütlerine göre şunlar değerlendirilir: - Belirgin sıkıntıya veya günlük yaşamda bozulmaya yol açan bir ya da daha fazla bedensel belirti - Belirtilerin ciddiyeti hakkında süreğen ve orantısız düşünceler - Sağlık veya belirtiler konusunda sürekli yüksek kaygı - Belirtilere veya sağlık kaygılarına aşırı zaman ve enerji ayrılması - Belirti biçimleri değişebilse bile örüntünün genellikle altı aydan uzun sürmesi Bu düşünce, duygu ve davranış özelliklerinden en az birinin bulunması gerekir. Bedensel belirtilerin tıbben açıklanamaması tanı için zorunlu değildir. Yalnızca testlerde bir neden bulunamaması, kişiye bedensel belirti bozukluğu tanısı koymak için yeterli değildir. Tıbbi bir hastalıkla birlikte görülebilir mi? Bedensel belirti bozukluğu, belirtileri açıklayan gerçek bir tıbbi hastalık bulunurken de ortaya çıkabilir. Örneğin kronik ağrı, kalp hastalığı, kanser veya başka bir sağlık sorunu bulunan bir kişide belirtilerle ilgili yoğun ve süreğen kaygı, sürekli kontrol veya ağır işlev kaybı ayrıca değerlendirilmelidir. Bununla birlikte kişinin tıbbi hastalığına gösterdiği her yoğun ilgi “aşırı” kabul edilmemelidir. Hastalığın şiddeti, belirsizliği, kişinin yaşam koşulları, kültürel özellikleri ve sağlık hizmetlerine erişimi değerlendirmede dikkate alınır. Bedensel belirti bozukluğu tanısı, gelecekte yeni bir tıbbi hastalık gelişmeyeceği anlamına gelmez. Yeni veya belirgin biçimde değişen belirtiler uygun şekilde araştırılmalıdır. Belirtiler nasıl devam edebilir? Bedensel bir duyum tehlikeli olarak yorumlandığında kaygı artabilir. Kaygı; kas gerginliği, çarpıntı, baş dönmesi, uyku bozukluğu ve ağrı duyarlılığında artış gibi yeni belirtiler oluşturabilir veya mevcut belirtileri ağırlaştırabilir. Sürekli beden kontrolü, internette araştırma, hareketten kaçınma veya tekrar tekrar tetkik yaptırma kısa süreli güven sağlayabilir. Ancak bu davranışlar kişinin bedensel duyumlara daha fazla odaklanmasına ve kaygı döngüsünün devam etmesine yol açabilir. Bu durum, belirtilerin yalnızca stresten kaynaklandığı anlamına gelmez. Beden ve zihin birbirini karşılıklı olarak etkiler. Hangi durumlarla karışabilir? # Hastalık kaygısı bozukluğu Hastalık kaygısı bozukluğunda bedensel belirtiler yoktur veya hafiftir; temel sorun ciddi bir hastalığa yakalanma korkusudur. Bedensel belirti bozukluğunda ise bir veya daha fazla belirgin bedensel yakınma bulunur. # Fonksiyonel nörolojik belirti bozukluğu Fonksiyonel nörolojik belirti bozukluğunda hareket, duyu, konuşma veya nöbet benzeri belirtiler görülebilir. Tanı yalnızca testlerin normal olmasına değil, nörolojik muayenede saptanan belirli olumlu klinik özelliklere dayanır. # Yapay bozukluk ve temaruz Bedensel belirti bozukluğunda belirtiler bilinçli olarak üretilmez. Belirti üretme veya taklit etme davranışının bulunduğu yapay bozukluk ve maddi ya da hukuki kazanç amacı taşıyan temaruzdan farklıdır. Depresyon, anksiyete bozuklukları, panik bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu da bedensel belirtilere eşlik edebilir veya benzer bir görünüm oluşturabilir. Bedensel belirti bozukluğu nasıl tedavi edilir? Tedavinin amacı kişinin şikâyetlerini görmezden gelmek veya belirtilerin “zihinsel” olduğunu kanıtlamak değildir. Amaç; belirtilerle başa çıkmayı, işlevselliği ve yaşam kalitesini geliştirirken gerekli tıbbi izlemi sürdürmektir. Düzenli ve koordineli tıbbi takip Mümkün olduğunda sağlık hizmetlerinin güven duyulan bir hekim tarafından koordine edilmesi yararlıdır. Belirli aralıklarla planlanan görüşmeler: - Belirtilerin ve fiziksel sağlığın izlenmesini, - Yeni veya değişen belirtilerin değerlendirilmesini, - Birbiriyle çelişen tedavilerin önlenmesini, - Gereksiz tetkik ve girişimlerin azaltılmasını, - Günlük işlevselliğin takip edilmesini sağlar. Gereksiz tetkiklerden kaçınmak, kişiyi değerlendirmeden bırakmak anlamına gelmez. Test ve işlemler klinik gerekliliğe göre planlanmalıdır. # Bilişsel davranışçı terapi Bedensel belirti bozukluğunda en fazla araştırılan psikoterapi yöntemlerinden biri bilişsel davranışçı terapidir. Terapide: - Bedensel belirtilere yüklenen anlamlar incelenir. - Sağlık kaygısını sürdüren düşünce ve davranışlar belirlenir. - Beden kontrolü ve güvence arama azaltılır. - Stres ve duygu düzenleme becerileri geliştirilir. - Kaçınılan etkinliklere güvenli biçimde geri dönülür. - Ağrı ve diğer belirtilerle başa çıkma yöntemleri öğrenilir. - Günlük işlevselliği artıran hedefler oluşturulur. Belirtilerin tamamen kaybolması mümkün olsa da tedavinin tek başarı ölçütü bu değildir. Kişinin ilişkilerine, çalışmaya, eğitime ve günlük etkinliklere yeniden katılması da temel tedavi hedefidir. # İlaç tedavisi Bedensel belirti bozukluğunu doğrudan ortadan kaldıran özel bir ilaç bulunmamaktadır. Eşlik eden depresyon veya anksiyete bozukluğu varsa antidepresan tedavisi yararlı olabilir. Bazı ilaçlar ağrı gibi belirli belirtilerin yönetiminde de kullanılabilir. İlaç seçimi, yararları ve olası yan etkileri psikiyatri hekimi ve ilgili tıp uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Özellikle sakinleştirici ve ağrı kesici ilaçların uzun süreli, kontrolsüz kullanımından kaçınılmalıdır. Günlük yaşamda neler yardımcı olabilir? - Uyku ve günlük yaşam düzenini mümkün olduğunca korumak - Fiziksel duruma uygun, aşamalı bir hareket planı oluşturmak - Sosyal ilişkileri ve keyif veren etkinlikleri sürdürmek - Belirti ve etkinlik dengesini izlemek - Sağlıkla ilgili internet araştırmalarını sınırlandırmak - Alkol veya maddeleri başa çıkma aracı olarak kullanmamak - Tedavide yalnızca belirti şiddetini değil, işlevsellik ve yaşam kalitesini de takip etmek Egzersiz ve etkinlik planı, mevcut tıbbi durum ve fiziksel kapasite dikkate alınarak hazırlanmalıdır. Ne zaman yardım alınmalıdır? Bedensel belirtiler ve sağlık kaygıları gününüzün önemli bir bölümünü alıyor, sık sağlık başvurusuna veya etkinliklerden kaçınmaya yol açıyor ve günlük yaşamınızı etkiliyorsa psikiyatri uzmanına başvurabilirsiniz. Daha önce bedensel belirti bozukluğu tanısı almış olmak yeni bir tıbbi hastalığın gelişmeyeceği anlamına gelmez. Ani göğüs ağrısı, belirgin nefes darlığı, bilinç kaybı, nöbet, felç veya başka bir tıbbi acil durumda 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır.

Hastalık Anksiyetesi Bozukluğu (Hipokondriyazis)

Hastalık kaygısı bozukluğu, kişinin ciddi bir hastalığı olduğu veya ileride böyle bir hastalığa yakalanacağı düşüncesiyle yoğun ve sürekli biçimde meşgul olmasıdır. Bedensel belirtiler çoğunlukla yoktur veya hafiftir; kişinin temel sıkıntısı belirtinin kendisinden çok, bunun ciddi bir hastalığın işareti olabileceği düşüncesidir. Bu durum daha önce “hipokondriyazis” olarak adlandırılıyordu. Damgalayıcı çağrışımları nedeniyle bu terim günümüzde tercih edilmemektedir. Hastalık kaygısı bozukluğu yaşayan kişi belirtilerini uydurmaz. Yaşadığı korku, kaygı ve bedensel duyumlar gerçektir. Sorun, sağlıkla ilgili belirsizliğin yoğun tehdit olarak algılanması ve kaygıyı azaltmaya yönelik davranışların günlük yaşamı giderek daha fazla sınırlamasıdır. Belirtileri nelerdir? - Ciddi bir hastalığı olduğu veya olacağı düşüncesi - Hafif veya olağan bedensel duyumları hastalık belirtisi olarak yorumlama - Sağlıkla ilgili haberlerden veya çevredeki hastalıklardan kolayca etkilenme - Bedeni kitle, ağrı, renk değişikliği veya başka belirtiler açısından tekrar tekrar kontrol etme - Nabız, tansiyon veya oksijen düzeyini gereğinden sık ölçme - Yakınlarından sürekli güvence isteme - Farklı doktorlara başvurma veya aynı tetkikleri tekrarlatma - Normal sonuçlara rağmen bir hastalığın gözden kaçırıldığını düşünme - İnternette hastalık ve belirtiler hakkında uzun süre araştırma yapma - Hastalanma korkusuyla insanlardan, yerlerden veya etkinliklerden kaçınma - Egzersiz ve günlük faaliyetleri tehlikeli olabileceği düşüncesiyle bırakma - Kötü bir tanı almaktan korktuğu için doktor ve hastanelerden tamamen uzak durma Korkulan hastalık zaman içinde değişebilir. Örneğin bir dönem kalp hastalığından endişe eden kişi daha sonra kanser veya nörolojik bir hastalık konusunda yoğun kaygı yaşayabilir. Sağlık kaygısı nasıl devam eder? Kişi olağan bir bedensel duyumu ciddi hastalık belirtisi olarak yorumladığında kaygı artar. Kaygı; çarpıntı, terleme, kas gerginliği, baş dönmesi, nefes değişikliği ve mide yakınmaları gibi yeni bedensel duyumlara neden olabilir. Bu duyumlar da hastalık kanıtı olarak yorumlanabilir. Beden kontrolü, internette araştırma, tetkik yaptırma veya güvence isteme kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Ancak rahatlama kalıcı olmadığında kişi aynı davranışları yeniden yapma ihtiyacı hisseder. Böylece sağlık kaygısı döngüsü devam eder. Sağlık hizmetlerinden tamamen kaçınmak da kaygıyı sürdürebilir. Kişi belirsizliği azaltacak uygun değerlendirmeden ve rutin sağlık kontrollerinden uzak kalabilir. Hastalık kaygısı bozukluğu tanısı nasıl konur? Tanı psikiyatri hekimi tarafından, uygun tıbbi değerlendirme sonrasında konur. DSM-5-TR ölçütlerine göre şu özellikler değerlendirilir: - Ciddi bir hastalığa sahip olma veya hastalanma düşüncesiyle yoğun uğraş - Bedensel belirtilerin bulunmaması veya hafif olması - Sağlık konusunda yüksek kaygı ve bedensel duyumlardan kolayca korkma - Bedeni tekrar tekrar kontrol etme, sürekli sağlık hizmeti arama veya sağlık hizmetinden uyumsuz biçimde kaçınma - Hastalıkla ilgili uğraşın en az altı ay sürmesi - Belirtilerin başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanmaması Kişide gerçek bir tıbbi hastalık veya hastalık açısından yüksek risk bulunabilir. Böyle bir durumda kaygının tıbbi durumla orantısız ölçüde yoğun olması ve yaşamı belirgin biçimde etkilemesi değerlendirilir. Tanı yalnızca tetkiklerin normal çıkmasına dayanılarak konmaz. Yeni, değişen veya açıklanmamış belirtiler tıbbi açıdan gerektiği ölçüde araştırılmalıdır. Başlıca görünümleri Hastalık kaygısı bozukluğu iki temel biçimde görülebilir: - Sağlık hizmeti arayan tür: Kişi sık sık doktora başvurur, tetkik yaptırır veya farklı hekimlerden görüş alır. - Sağlık hizmetinden kaçınan tür: Kişi kötü bir haber almaktan korktuğu için muayene, tetkik ve rutin sağlık kontrollerinden uzak durur. Aynı kişi farklı dönemlerde bu iki davranış arasında geçiş yapabilir. Somatik belirti bozukluğundan farkı nedir? Hastalık kaygısı bozukluğunda bedensel belirtiler çoğunlukla yoktur veya hafiftir; temel sorun ciddi hastalık korkusudur. Somatik belirti bozukluğunda ise bir veya daha fazla belirgin bedensel yakınma bulunur ve kişi bu belirtiler nedeniyle yoğun düşünce, kaygı veya davranış değişiklikleri yaşar. Belirtilerin tıbbi bir hastalıkla açıklanması somatik belirti bozukluğu tanısını otomatik olarak dışlamaz. Hastalık kaygısı ayrıca yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, depresyon, beden dismorfik bozukluğu ve psikotik bozukluklardan ayırt edilmelidir. Hastalık kaygısı bozukluğu nasıl tedavi edilir? Tedavide kişinin bedensel yakınmaları ve korkuları küçümsenmeden ele alınır. Amaç “hiçbir şeyin yok” demek değil; gerekli tıbbi izlemi sürdürürken sağlık kaygısını güçlendiren düşünce ve davranışları değiştirmektir. Düzenli hekim takibi Mümkün olduğunda tıbbi izlemin güven duyulan bir hekim tarafından koordine edilmesi yararlıdır. Belirli aralıklarla planlanan görüşmeler: - Yeni belirtilerin değerlendirilmesini, - Gereksiz tekrarların azaltılmasını, - Tıbben gerekli kontrollerin aksatılmamasını, - Ruhsal belirtilerin izlenmesini sağlar. Gereksiz tetkiklerden kaçınmak, yeni veya önemli belirtileri görmezden gelmek anlamına gelmez. Hangi değişikliklerde yeniden değerlendirme yapılacağı kişiyle önceden konuşulabilir. # Bilişsel davranışçı terapi Hastalık kaygısında bilimsel desteği en güçlü psikoterapi yöntemlerinden biri bilişsel davranışçı terapidir. Terapide: - Bedensel duyumlara yüklenen felaket anlamları incelenir. - Daha dengeli alternatif açıklamalar geliştirilir. - Beden kontrolü ve güvence arama davranışları aşamalı olarak azaltılır. - İnternette sağlık araştırması yapma alışkanlığı düzenlenir. - Kaçınılan etkinliklere kademeli olarak geri dönülür. - Sağlıkla ilgili belirsizliğe dayanabilme becerisi geliştirilir. - Kaygıyla başa çıkma ve nüksü önleme yöntemleri öğrenilir. Tedavi kişinin fiziksel belirtilerinin “gerçek olmadığını” kanıtlamaya değil, belirtiler ve belirsizlik karşısında daha işlevsel bir yaklaşım geliştirmesine odaklanır. # İlaç tedavisi Bazı kişilerde seçici serotonin geri alım inhibitörü grubu antidepresanlar sağlık kaygısının azaltılmasına yardımcı olabilir. Özellikle eşlik eden depresyon veya başka bir anksiyete bozukluğu varsa ilaç tedavisi değerlendirilebilir. İlaç seçimi, olası yararlar ve yan etkiler psikiyatri hekimi tarafından değerlendirilmelidir. İlaçlar hekime danışılmadan başlanmamalı veya aniden bırakılmamalıdır. Kendinizi desteklemek için neler yapabilirsiniz? - Bedeninizi kontrol etme ve güvence isteme sıklığınızı kaydedin. - Bu davranışları bir anda değil, aşamalı biçimde azaltmaya çalışın. - Sağlık araştırmaları için güvenilir kaynakları ve sınırlı bir zaman aralığını tercih edin. - Kaygı nedeniyle bıraktığınız günlük etkinliklere kademeli olarak dönün. - Olağan sağlık kontrollerinizi kaygı nedeniyle aksatmayın. - Belirtileri tekrar tekrar değerlendirmek yerine doktorunuzla belirlediğiniz izlem planını uygulayın. - Alkol veya sakinleştirici maddeleri kaygıyla başa çıkma aracı olarak kullanmayın. Bu öneriler tıbbi veya psikiyatrik değerlendirmenin yerine geçmez. Ne zaman yardım alınmalıdır? Sağlığınızla ilgili kaygılar gününüzün önemli bir bölümünü alıyor, tekrar tekrar kontrol veya tetkik yaptırmanıza neden oluyor ya da işinizi, ilişkilerinizi ve günlük yaşamınızı etkiliyorsa psikiyatri uzmanına başvurabilirsiniz. Daha önce hastalık kaygısı tanısı almış olmak, yeni belirtilerin dikkate alınmayacağı anlamına gelmez. Ani ve şiddetli göğüs ağrısı, belirgin nefes darlığı, bilinç kaybı, felç belirtileri veya başka bir tıbbi acil durumda 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalıdır.

Dissosiyasyon ve Dissosiyatif Bozukluklar

Dissosiyasyon (çözülme); bellek, kimlik, duygu, algı, davranış, beden deneyimi ve benlik algısı arasındaki olağan bütünlüğün geçici veya kalıcı olarak bozulmasıdır. Kişi kendisine, bedenine, çevresine ya da yaşadığı olaylara yabancılaşmış hissedebilir; bazı zaman dilimlerini veya kişisel bilgileri hatırlamakta güçlük yaşayabilir. Hayallere dalma, yolculuk sırasında çevrenin bazı bölümlerini hatırlamama veya bir kitap ve filme yoğun biçimde kendini kaptırma gibi deneyimler toplumda sık görülür. Bunlar tek başına ruhsal bozukluk anlamına gelmez. Dissosiyatif belirtiler tekrarladığında, belirgin sıkıntıya neden olduğunda veya kişinin günlük işlevlerini bozduğunda klinik değerlendirme gerekir. Dissosiyasyon neden ortaya çıkar? Dissosiyatif belirtiler yoğun stres, travmatik yaşantılar veya kişinin başa çıkma kapasitesini aşan durumlarla ilişkili olabilir. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan tekrarlayıcı ihmal, istismar veya diğer ağır stres verici yaşantılar bazı dissosiyatif bozukluklarla güçlü biçimde ilişkilidir. Bununla birlikte her travma yaşayan kişide dissosiyatif bozukluk gelişmez ve her dissosiyatif belirti mutlaka travmadan kaynaklanmaz. Belirtilerin nedeni kişiye özgü olarak değerlendirilmelidir. Dissosiyatif deneyimler travma sonrası stres bozukluğu, akut stres bozukluğu, panik bozukluğu, depresyon ve bazı kişilik bozuklukları sırasında da görülebilir. Uykusuzluk, yoğun stres, bazı maddeler ve ilaçlar da geçici yabancılaşma deneyimlerine yol açabilir. Dissosiyatif belirtiler nelerdir? - Kişinin kendisini bedeninden veya zihninden ayrılmış gibi hissetmesi - Çevrenin gerçek dışı, sisli, uzak veya yapay görünmesi - Günlük olaylara ilişkin açıklanamayan bellek boşlukları - Önemli kişisel bilgilerin hatırlanamaması - Zamanın nasıl geçtiğini fark etmeme veya bazı zaman dilimlerini hatırlamama - Kişinin davranışlarını dışarıdan izliyormuş gibi hissetmesi - Kimlik ve benlik algısında belirgin değişiklikler - Duygulara veya bedensel duyumlara yabancılaşma - Kişinin kendisine ait olduğunu hatırlamadığı eşyalar, yazılar veya konuşmalarla karşılaşması - Davranış, konuşma, tutum veya tercihlerde açıklanamayan kesintiler yaşanması Belirtilerin biçimi ve şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Dissosiyasyon yaşayan kişi dışarıdan sakin görünse bile iç dünyasında yoğun korku ve kafa karışıklığı yaşayabilir. Bayılma, bilinç kaybı, nöbet benzeri hareketler, konuşma veya hareket güçlükleri her zaman dissosiyatif bir bozukluktan kaynaklanmaz. Bu belirtiler epilepsi, kalp hastalıkları, metabolik sorunlar ve diğer nörolojik veya tıbbi durumlarla ilişkili olabileceğinden öncelikle tıbbi değerlendirme gerektirir. Başlıca dissosiyatif bozukluklar # Dissosiyatif kimlik bozukluğu Dissosiyatif kimlik bozukluğu, kişinin benlik ve irade duygusunda belirgin kesintilerle birlikte iki veya daha fazla farklı kimlik durumunun bulunmasıyla karakterizedir. Bu durumlara davranış, bellek, düşünce, algı ve duygulardaki değişiklikler eşlik edebilir. Kişide günlük olaylar, önemli kişisel bilgiler veya travmatik yaşantılarla ilgili, olağan unutkanlıkla açıklanamayacak bellek boşlukları bulunabilir. Kimlik durumlarının görünürlüğü ve kişinin bunlara ilişkin farkındalığı değişken olabilir. Eskiden kullanılan “çoklu kişilik bozukluğu” ifadesi günümüzde tercih edilmemektedir. Farklı kimlik durumları, birbirinden bağımsız kişiler değil, aynı kişinin ruhsal yaşantısının bölümleridir. Belirtilerin kültürel veya dinî uygulamalarla, madde etkileriyle, başka ruhsal hastalıklarla ya da çocuklardaki gelişimsel hayal oyunlarıyla daha iyi açıklanmaması gerekir. # Dissosiyatif amnezi Dissosiyatif amnezi, önemli otobiyografik bilgilerin olağan unutkanlıkla açıklanamayacak biçimde hatırlanamamasıdır. Bellek kaybı belirli bir olayla, belirli bir dönemle veya daha geniş bir yaşam öyküsüyle ilişkili olabilir. Bazı kişilerde kimliğe veya geçmişe ilişkin bellek kaybına amaçlı seyahat ya da şaşkın biçimde dolaşma eşlik edebilir. Bu durum “dissosiyatif füg” olarak adlandırılır ve günümüzde dissosiyatif amnezinin bir özelliği olarak değerlendirilir. Yeni başlayan veya hızla ilerleyen bellek kaybında nörolojik hastalıklar, kafa travması, epilepsi, madde kullanımı ve diğer tıbbi nedenler öncelikle araştırılmalıdır. # Depersonalizasyon/derealizasyon bozukluğu Güncel sınıflandırmada depersonalizasyon ve derealizasyon ayrı hastalıklar değil, aynı bozukluğun iki temel görünümüdür. - Depersonalizasyon: Kişinin düşüncelerine, duygularına, bedenine veya davranışlarına yabancılaşması; kendisini dışarıdan izliyormuş gibi hissetmesidir. - Derealizasyon: Çevrenin, insanların veya nesnelerin gerçek dışı, uzak, sisli ya da yapay algılanmasıdır. Bu bozuklukta kişi, yaşadığı yabancılaşma hissine rağmen bunun öznel bir deneyim olduğunun ve çevresinin gerçekte değişmediğinin farkındadır. Bu özellik, durumun bazı psikotik bozukluklardan ayırt edilmesine yardımcı olur. Tanı için belirtilerin sürekli veya tekrarlayıcı olması ve belirgin sıkıntı ya da işlev kaybı yaratması gerekir. Dissosiyatif bozuklukların tanısı nasıl konur? Tanı, bu alanda deneyimli bir psikiyatri uzmanının ayrıntılı değerlendirmesiyle konur. Görüşmede belirtilerin başlangıcı, bellek sorunları, travmatik yaşantılar, madde ve ilaç kullanımı, uyku düzeni, nörolojik belirtiler ve günlük işlevsellik değerlendirilir. Gerekli durumlarda fizik muayene, kan tetkikleri, EEG, beyin görüntüleme veya başka incelemeler yapılabilir. Amaç epilepsi, kafa travması, uyku bozuklukları, madde etkileri ve diğer tıbbi nedenleri dışlamaktır. Dissosiyatif belirtiler travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluğu, bipolar bozukluk, psikotik bozukluklar ve bazı kişilik bozukluklarıyla karışabilir. Tanı yalnızca bir belirti listesine veya internet üzerinden uygulanan bir teste dayanılarak konmamalıdır. Değerlendirmede yönlendirici sorulardan ve kişiyi belirli anıları hatırlamaya zorlamaktan kaçınılması önemlidir. Psikoterapinin amacı unutulmuş olduğu varsayılan anıları ortaya çıkarmak değil, kişinin mevcut belirtilerini anlamasına ve yönetmesine yardımcı olmaktır. Dissosiyatif bozukluklar nasıl tedavi edilir? Psikoterapi tedavinin temelini oluşturur. Tedavi kişinin belirtilerine, güvenliğine, yaşam koşullarına, eşlik eden hastalıklarına ve terapiye hazır oluşuna göre planlanır. Tedavinin ilk aşamasında genellikle şu alanlara odaklanılır: - Güvenliğin sağlanması ve kendine zarar verme riskinin değerlendirilmesi - Dissosiyatif belirtileri tanıma - Şimdiye ve bulunduğu ortama yönelmeyi sağlayan topraklama çalışmaları - Duygu düzenleme ve stresle başa çıkma becerileri - Uyku ve günlük yaşam düzeninin desteklenmesi - Kimlik durumları arasındaki çatışmaların ve bellek kesintilerinin azaltılması - Günlük işlevselliğin ve ilişkilerin güçlendirilmesi Travmatik anılarla çalışma, kişinin yeterli güvenlik ve duygu düzenleme becerileri geliştirmesinden sonra, uygun bir hızda ve bu alanda eğitimli bir terapist tarafından yürütülmelidir. Travmatik yaşantıların ayrıntılı biçimde ve hazırlıksız ele alınması belirtileri ağırlaştırabilir. Dissosiyasyonu doğrudan ortadan kaldırdığı kanıtlanmış özel bir ilaç bulunmamaktadır. Bununla birlikte depresyon, anksiyete, uyku sorunları veya travma sonrası stres belirtileri gibi eşlik eden durumlar için ilaç tedavisi uygulanabilir. Uygun tedavi ve destekle birçok kişide belirtiler ve günlük işlevsellik belirgin biçimde iyileşebilir. Ne zaman yardım alınmalıdır? Bellek boşlukları, kendine veya çevreye yabancılaşma, kimlik algısında kesintiler ya da kontrol edilemeyen davranış değişiklikleri günlük yaşamınızı etkiliyorsa psikiyatri uzmanına başvurabilirsiniz. Aşağıdaki durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı veya en yakın acil servise başvurulmalıdır: - İlk kez ortaya çıkan bilinç kaybı veya nöbet benzeri hareketler - Kafa travmasından sonra gelişen bellek kaybı - Kişinin nerede olduğunu veya kimliğini hatırlayamaması - Kendine zarar verme ya da yaşamına son verme düşüncesi - Temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak ölçüde kafa karışıklığı - Ani konuşma, görme, hissetme veya hareket kaybı

© 2026 Doç. Dr. Vahap Karabulut. Tüm hakları saklıdır.

bottom of page