Duygudurum Bozuklukları

Depresif bozukluklar; çökkün ruh hâli, ilgi ve zevk kaybı, enerji azalması ve günlük işlevlerde bozulmayla seyreden ruhsal bozukluklardır. Belirtiler kişinin ilişkilerini, eğitim veya çalışma yaşamını ve öz bakımını önemli ölçüde etkileyebilir. Dünya Sağlık Örgütünün 2025 yılında yayımladığı tahminlere göre dünya genelinde yaklaşık 332 milyon kişi depresyon yaşamaktadır. Depresyon önemli bir halk sağlığı sorunudur; ancak uygun değerlendirme ve kişiye özgü tedaviyle iyileşme mümkündür. Depresyon Nedir? Depresyon, günlük yaşamda karşılaşılan geçici üzüntü ve moral bozukluğundan farklıdır. Depresif dönemde çökkün, boşlukta veya huzursuz hissetme ya da daha önce zevk alınan etkinliklere karşı ilginin azalması; günün büyük bölümünde, hemen her gün ve genellikle en az iki hafta boyunca devam eder. Majör depresif bozukluk ve süreğen depresif bozukluk (distimi), depresif bozukluklar içinde değerlendirilen başlıca klinik tablolardır. Doğum çevresinde veya mevsimsel özelliklerle ortaya çıkan depresif dönemler de görülebilir. Bipolar depresyon, depresif bozukluklardan farklı olarak bipolar bozukluğun bir dönemidir. Tedavi yaklaşımı farklı olabileceğinden geçmişte yaşanmış mani veya hipomani belirtilerinin değerlendirilmesi önemlidir. Depresyonun Belirtileri Nelerdir? Depresyon herkeste aynı biçimde görülmez. Bazı kişilerde duygusal yakınmalar ön plandayken bazı kişiler yorgunluk, ağrı veya uyku sorunları gibi bedensel yakınmalarla başvurabilir. Yaygın belirtiler şunlardır: - Çökkün, üzgün, boşlukta veya huzursuz hissetme - İlgi ve zevk kaybı - Enerji azalması ve belirgin yorgunluk - Uykuya dalma, uykuyu sürdürme veya aşırı uyuma - İştah veya kilo değişiklikleri - Dikkati toplama ve karar verme güçlüğü - Değersizlik, umutsuzluk veya aşırı suçluluk düşünceleri - Hareketlerde ve konuşmada yavaşlama ya da belirgin huzursuzluk - Günlük sorumlulukları yerine getirmekte zorlanma - Ölüm veya intihar düşünceleri Bu belirtilerden birkaçının bulunması tek başına depresyon tanısı anlamına gelmez. Belirtilerin süresi, şiddeti ve kişinin yaşamındaki etkileri bir uzman tarafından birlikte değerlendirilmelidir. Depresyon Neden Ortaya Çıkar? Depresyon kişisel zayıflık, tembellik veya irade eksikliğinden kaynaklanmaz. Depresyonun gelişiminde genetik yatkınlık, beyin gelişimi ve işleyişi, kişilik özellikleri, travmatik yaşantılar, süreğen stres, kayıplar, sosyal destek yetersizliği, bedensel hastalıklar, uyku sorunları ve alkol veya madde kullanımı gibi birçok etken birlikte rol oynayabilir. Bazı kişilerde belirgin bir tetikleyici bulunmayabilir. Depresyon Tanısı Nasıl Konur? Tanı; kişinin yakınmaları, belirtilerin süresi ve şiddeti, günlük işlevselliği, geçmiş ruhsal ve bedensel hastalıkları, aile öyküsü ve kullandığı ilaç veya maddeler değerlendirilerek konur. Kapsamlı değerlendirmede özellikle şu durumlar göz önünde bulundurulur: - Geçmişte mani veya hipomani dönemlerinin bulunup bulunmadığı - İntihar ve kendine zarar verme riski - Kaygı, travma, madde kullanımı veya başka ruhsal bozuklukların eşlik etmesi - Tiroid hastalıkları, kansızlık ve bazı nörolojik ya da hormonal durumlar - Kullanılan ilaçların veya maddelerin belirtiler üzerindeki etkisi Kan tetkikleri veya başka incelemeler her kişide zorunlu değildir; klinik değerlendirme sonucunda gerekli görülürse istenir. Depresyon ölçekleri belirtilerin şiddetini izlemeye yardımcı olabilir ancak tek başına tanı koydurmaz. Depresyon Nasıl Tedavi Edilir? Tedavi; depresyonun şiddeti, süresi, daha önceki dönemler, eşlik eden hastalıklar, intihar riski ve kişinin tercihleri dikkate alınarak planlanır. Başlıca tedavi seçenekleri psikoterapi ve antidepresan ilaçlardır. Psikoterapi Depresyon tedavisinde etkili olduğu gösterilmiş psikoterapiler arasında şunlar bulunur: - Bilişsel davranışçı terapi - Davranışsal etkinleştirme - Kişilerarası psikoterapi - Problem çözme terapisi Daha hafif depresif dönemlerde psikoterapi tek başına yeterli olabilir. Orta veya ağır depresyonda psikoterapi ve ilaç tedavisi birlikte uygulanabilir. Terapinin türü ve süresi kişinin gereksinimlerine göre belirlenir; herkes için geçerli sabit bir seans sayısı yoktur. İlaç Tedavisi Antidepresanlar, beyindeki çeşitli iletişim sistemlerini etkileyerek depresyon belirtilerinin azalmasına yardımcı olabilir. Etkinin ortaya çıkma süresi kişiye ve kullanılan ilaca göre değişir. Tedavinin ilk döneminde etkinlik, yan etkiler ve intihar düşüncelerindeki olası değişiklikler düzenli olarak izlenmelidir. Belirtiler düzeldikten sonra tekrarlama riskini azaltmak amacıyla tedavinin genellikle en az altı ay sürdürülmesi önerilebilir. Tekrarlayan depresif dönemlerde daha uzun süreli tedavi gerekebilir. Antidepresanlar doktor önerisi olmadan başlanmamalı, dozları değiştirilmemeli veya aniden kesilmemelidir. Diğer Tedaviler Ağır, psikotik, yaşamı tehdit eden veya diğer tedavilere yeterli yanıt vermeyen depresyonda elektrokonvülsif terapi (EKT) değerlendirilebilir. Transkraniyal manyetik uyarım gibi başka tedaviler de belirli durumlarda seçenek olabilir. Bu uygulamalara psikiyatrik değerlendirme sonucunda karar verilir. Hastanede tedavi her depresyon hastası için gerekli değildir. Yakın intihar riski, ağır öz bakım kaybı, psikotik belirtiler veya ayaktan güvenli biçimde sürdürülemeyen tedavi durumlarında gündeme gelebilir. Depresyonla Başa Çıkmaya Neler Yardımcı Olabilir? Düzenli uyku, fiziksel etkinlik, dengeli beslenme, günlük rutini mümkün olduğunca sürdürme, sosyal ilişkileri koruma ve alkol ile uyuşturucu maddelerden uzak durma tedaviyi destekleyebilir. Bu öneriler profesyonel tedavinin yerine geçmez. Belirtileriniz iki haftadan uzun sürüyorsa, giderek ağırlaşıyorsa veya günlük yaşamınızı etkiliyorsa psikiyatrik değerlendirme almanız uygun olur. Kendinize zarar verme düşünceniz, intihar planınız veya yakın bir tehlike varsa randevu beklemeyin; 112’yi arayın ya da en yakın acil servise başvurun.
Depresif Bozukluklar
Depresyonda Kendinize Nasıl Destek Olabilirsiniz?
Depresyon sırasında en basit işler bile zorlayıcı gelebilir. Kendinizden bir anda büyük değişiklikler beklemek yerine küçük ve ulaşılabilir adımlarla ilerlemeyi deneyebilirsiniz.
-
Günlük bir düzen oluşturmaya çalışın. Uyanma, yemek yeme ve uyuma saatlerini mümkün olduğunca düzenli tutun.
-
Küçük hedefler belirleyin. Duş almak, kısa bir yürüyüş yapmak veya basit bir işi tamamlamak başlangıç için yeterli olabilir.
-
Size iyi gelen etkinliklere yer verin. Daha önce keyif aldığınız ya da tamamladığınızda başarma duygusu veren etkinlikleri, isteğiniz az olsa bile küçük sürelerle planlayın.
-
Hareket etmeye çalışın. Sağlık durumunuza uygun yürüyüş veya egzersizler ruh hâlinizi destekleyebilir. Kısa sürelerle başlayıp zaman içinde artırabilirsiniz.
-
Uyku düzeninizi koruyun. Her gün benzer saatlerde yatıp kalkmaya çalışın. Gündüz uzun süre uyumak ve yatakta uyanık olarak fazla zaman geçirmek gece uykusunu zorlaştırabilir.
-
Düzenli ve dengeli beslenin. Öğün atlamamaya, yeterli sıvı almaya ve sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmaya çalışın.
-
Bağlantıda kalın. Güvendiğiniz bir yakınınızla konuşmak veya kısa süreli de olsa sosyal temas kurmak yalnızlık hissini azaltabilir.
-
Alkol ve uyuşturucu maddelerden uzak durun. Bu maddeler belirtileri ağırlaştırabilir, karar verme yetisini etkileyebilir ve kullanılan ilaçlarla etkileşebilir.
-
Tedavi planınızı sürdürün. Görüşmelerinize düzenli katılın ve ilaçlarınızı doktorunuzun önerdiği şekilde kullanın. İlacın dozunu kendi başınıza değiştirmeyin veya ilacı aniden bırakmayın. Yan etki ya da tedaviyle ilgili kaygınız varsa doktorunuzla görüşün.
Bu öneriler profesyonel değerlendirmenin ve tedavinin yerine geçmez. Belirtileriniz ağırlaşıyor veya günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa bir psikiyatri uzmanına başvurun.
Depresyonda Nelerden Kaçınmalısınız?
-
Kendinizi tamamen yalnızlaştırmayın. İletişim kurmak zor gelse bile güvendiğiniz kişilerle ve tedavi ekibinizle bağlantınızı mümkün olduğunca koruyun.
-
Olumsuz düşünceleri kesin gerçekler olarak kabul etmeyin. Umutsuzluk, değersizlik ve suçluluk düşünceleri depresyonun bir parçası olabilir. Bu düşünceleri fark edin ve terapistinizle veya güvendiğiniz biriyle paylaşın.
-
Yaşadıklarınız için kendinizi suçlamayın. Depresyon bir irade eksikliği, tembellik veya kişisel başarısızlık değildir.
-
Mümkünse önemli kararları aceleyle vermeyin. Evlilik, boşanma, işten ayrılma veya taşınma gibi sonuçları uzun sürecek kararları belirtileriniz hafifleyene kadar ertelemek yararlı olabilir. Ertelenemeyen bir kararı doktorunuzla ve güvendiğiniz kişilerle değerlendirebilirsiniz.
-
Kendinizden önceki performansınızı hemen beklemeyin. Enerji, dikkat ve motivasyon azalabilir. Sorumluluklarınızı önceliklendirin ve ulaşılabilir hedefler belirleyin.
-
Tamamen iyi hissetmeyi bekleyerek bütün etkinlikleri bırakmayın. İstek ve motivasyon bazen harekete geçtikten sonra oluşur. Küçük ve planlı etkinliklerle başlamak yeterlidir.
-
İyileşme sürecinizi başkalarıyla karşılaştırmayın. Tedaviye yanıtın süresi ve biçimi kişiden kişiye değişebilir. Yavaş ilerleme, tedavinin işe yaramadığı anlamına gelmez.
-
Tedavinizi kendi kararınızla değiştirmeyin. İlaç dozunu değiştirmeden, ilacı kesmeden veya görüşmeleri sonlandırmadan önce doktorunuzla konuşun.
-
Alkol veya uyuşturucu maddelerle rahatlamaya çalışmayın. Bu maddeler depresyon belirtilerini ağırlaştırabilir ve tedaviyi olumsuz etkileyebilir.
İntihar veya kendinize zarar verme düşüncelerinizi saklamayın. Böyle bir düşünceniz, planınız veya yakın bir tehlike varsa yalnız kalmayın; 112’yi arayın ya da en yakın acil servise başvurun.
Premenstrüel disforik bozukluk (Regl rahatsızlığı)
Premenstrüel disforik bozukluk (PDB), adet döngüsüyle ilişkili olarak yineleyen, belirgin duygudurum belirtilerine ve günlük işlevlerde bozulmaya yol açan bir ruhsal bozukluktur. Adet öncesi sendromuna (PMS) benzemekle birlikte belirtiler daha şiddetlidir ve kişinin ilişkilerini, eğitimini, çalışma yaşamını veya günlük etkinliklerini belirgin biçimde etkiler. PDB’nin üreme çağında adet gören kişilerin yaklaşık %1,8–5,8’ini etkilediği tahmin edilmektedir. Belirtileri Nelerdir? Belirtiler genellikle adetten önceki son hafta içinde belirginleşir, adet başladıktan sonraki birkaç gün içinde hafifler ve döngünün adet sonrasındaki bölümünde çok azalır veya kaybolur. Yaygın belirtiler şunlardır: - Belirgin duygudurum değişkenliği - Sinirlilik, öfke veya kişilerarası çatışmalarda artış - Çökkün ruh hâli, umutsuzluk veya kendini değersiz hissetme - Belirgin kaygı, gerginlik veya huzursuzluk - Günlük etkinliklere ve ilişkilere ilginin azalması - Dikkati toplamakta güçlük - Enerji azalması ve kolay yorulma - İştah değişiklikleri veya belirli yiyeceklere aşırı istek - Uykusuzluk veya aşırı uyuma - Bunalmış veya kontrolünü kaybetmiş hissetme - Meme hassasiyeti, şişkinlik, baş ağrısı, kas veya eklem ağrıları Tanı için genellikle en az beş belirtinin bulunması ve bunlardan en az birinin temel duygudurum belirtilerinden biri olması gerekir. Belirtilerin önemli sıkıntıya veya işlev kaybına yol açması da tanının temel koşullarındandır. Tanı Nasıl Konur? PDB tanısı yalnızca geçmişe yönelik hatırlamaya dayanarak konulmamalıdır. Belirtilerin ve adet tarihlerinin, mümkünse en az iki adet döngüsü boyunca her gün kaydedilmesi tanının doğrulanmasına yardımcı olur. Değerlendirmede depresyon, anksiyete bozuklukları, bipolar bozukluk, tiroid hastalıkları ve menopoz geçişi gibi başka durumlar da göz önünde bulundurulur. Başka bir ruhsal bozukluğun belirtileri ay boyunca devam ediyor ve yalnızca adet öncesinde ağırlaşıyorsa bu durum PDB’den çok premenstrüel alevlenme olabilir. Nasıl Tedavi Edilir? Tedavi; belirtilerin şiddeti, kişinin sağlık durumu, gebelik planı ve tercihleri dikkate alınarak psikiyatri ve gerektiğinde kadın hastalıkları uzmanı tarafından planlanır. Başlıca seçenekler şunlardır: - Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI): PDB için en fazla kanıta sahip ilaç seçeneklerindendir. Her gün veya yalnızca adet öncesi dönemde kullanılabilir. Kullanım biçimine doktor karar verir. - Hormonal tedaviler: Bazı kombine doğum kontrol hapları, özellikle belirli drospirenon içeren preparatlar, uygun kişilerde belirtileri azaltabilir. Herkes için uygun olmadığından tıbbi değerlendirme gerekir. - Psikoterapi: Bilişsel davranışçı terapi, belirtilerin ve bunların günlük yaşama etkilerinin yönetilmesine yardımcı olabilir. - Yaşam biçimi düzenlemeleri: Düzenli fiziksel etkinlik, uyku düzeninin korunması ve stres yönetimi yararlı olabilir. Kafein veya alkol belirtileri artırıyorsa tüketimin azaltılması denenebilir. Besin takviyelerinin yararına ilişkin kanıtlar sınırlıdır. Takviyeler ilaçlarla etkileşebileceğinden doktor önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Diğer tedavilere yanıt vermeyen ağır durumlarda farklı hormonal tedaviler uzman değerlendirmesiyle gündeme gelebilir. Adet öncesi dönemde kendinize zarar verme veya intihar düşünceleriniz ortaya çıkıyorsa bunu gecikmeden doktorunuzla paylaşın. Yakın bir tehlike ya da intihar planı varsa 112’yi arayın veya en yakın acil servise başvurun.
Bipolar Bozukluk

Bipolar bozukluk, duygudurumu etkileyen ve bir aşırı uçtan diğerine değişebilen ve birden fazla görünümü olabilen bir ruhsal sağlık durumudur.
Bipolar bozukluğu olan kişiler depresyon (çok düşük ve uyuşuk hissetmek) ile mani (çok yüksek ve aşırı aktif hissetmek) arasında bir dalgalanma gösterirler.
Bipolar bozukluk; kişinin duygudurumunda, enerjisinde, etkinlik düzeyinde, düşünce hızında ve günlük işlevlerinde belirgin değişikliklere yol açabilen bir ruhsal bozukluktur. Geçmişte “manik-depresif hastalık” veya “iki uçlu duygudurum bozukluğu” olarak da adlandırılmıştır. Bipolar bozukluk, günlük yaşamda görülen kısa süreli duygu değişimlerinden farklıdır. Mani, hipomani ve depresyon dönemleri günler veya haftalar boyunca devam edebilir; ilişkileri, çalışma yaşamını, ekonomik kararları ve kişinin güvenliğini etkileyebilir. Bazı kişiler dönemler arasında tamamen iyileşirken bazı kişilerde daha hafif belirtiler sürebilir. Dünya Sağlık Örgütünün 2025 yılında yayımladığı tahminlere göre 2021’de dünya genelinde yaklaşık 37 milyon kişi bipolar bozuklukla yaşamaktaydı. Hastalık çoğunlukla ergenliğin son dönemlerinde veya genç yetişkinlikte başlamakla birlikte her yaşta ortaya çıkabilir. Bipolar Bozukluğun Türleri # Bipolar I Bozukluk Bipolar I bozukluk tanısı için en az bir manik dönem geçirilmiş olması gerekir. Depresif dönemler sık görülse de tanı için zorunlu değildir. # Bipolar II Bozukluk Bipolar II bozuklukta en az bir hipomanik dönem ve en az bir majör depresif dönem bulunur. Kişi daha önce manik dönem geçirmemiştir. Bipolar II, Bipolar I’in yalnızca “daha hafif” biçimi değildir; özellikle depresif dönemler ciddi işlev kaybına ve intihar riskine neden olabilir. # Siklotimik Bozukluk Siklotimik bozuklukta, tam bir hipomani veya depresyon döneminin ölçütlerini karşılamayan çok sayıda yükselme ve çökkünlük belirtisi uzun süre boyunca tekrarlar. Belirtilerin erişkinlerde en az iki, çocuk ve ergenlerde en az bir yıl sürmesi gerekir. Bazı ilaçlar, psikoaktif maddeler veya bedensel hastalıklar da mani ve hipomaniye benzeyen tablolara yol açabilir. Bu durumlar ayrı tanı kategorilerinde değerlendirilir. Mani ve Hipomani Nedir? # Manik Dönem Manik dönemde kişinin duygudurumu olağandışı biçimde yükselmiş, taşkın veya belirgin derecede sinirli olabilir. Buna enerji ve etkinlik düzeyinde artış eşlik eder. Belirtiler genellikle en az bir hafta sürer; hastanede tedavi gerektirecek kadar ağırsa süre daha kısa olabilir. Yaygın mani belirtileri şunlardır: - Çok az uyuduğu hâlde dinlenmiş ve enerjik hissetme - Her zamankinden fazla veya hızlı konuşma - Düşüncelerin hızlanması ve konudan konuya atlama - Dikkatin kolayca dağılması - Kendine güven veya önemlilik duygusunda gerçekçi olmayan artış - Aynı anda çok sayıda işe veya projeye girişme - Aşırı para harcama, tehlikeli araç kullanma veya düşünmeden cinsel davranışlarda bulunma gibi riskli davranışlar - Belirgin huzursuzluk, öfke veya saldırganlık - Bazı durumlarda sanrı veya varsanı gibi psikotik belirtiler Mani; işlevsellikte belirgin bozulmaya, hastaneye yatış gereksinimine veya kişinin kendisi ya da çevresi için risk oluşmasına neden olabilir. # Hipomanik Dönem Hipomani, maniyle benzer belirtiler gösterir ancak en az dört gün sürer ve mani kadar ağır işlev kaybına yol açmaz. Değişiklik çevredekiler tarafından fark edilebilir. Hipomani hastaneye yatış gerektiriyorsa veya psikotik belirtiler içeriyorsa manik dönem olarak değerlendirilir. Hipomani kişi tarafından üretkenlik veya iyi hissetme dönemi olarak algılanabildiğinden gözden kaçabilir. Bu nedenle depresyonla başvuran kişilerde geçmişteki enerji artışı, uyku ihtiyacında azalma ve olağandışı davranış dönemlerinin araştırılması önemlidir. # Depresif ve Karma Özellikli Dönemler Bipolar depresyonda çökkün ruh hâli, ilgi ve zevk kaybı, yorgunluk, uyku ve iştah değişiklikleri, umutsuzluk ve intihar düşünceleri görülebilir. Bazı dönemlerde depresyon ve mani belirtileri aynı anda bulunabilir. Buna “karma özellikli dönem” denir ve dikkatli klinik değerlendirme gerektirir. Bipolar Bozukluk Neden Ortaya Çıkar? Bipolar bozukluğun tek bir nedeni yoktur. Genetik yatkınlık, beyin gelişimi ve işleyişiyle ilişkili biyolojik etkenler ile çevresel koşulların birlikte rol oynadığı düşünülmektedir. Hastalık yalnızca basit bir “kimyasal dengesizlik” sonucunda ortaya çıkmaz. Uyku düzeninin bozulması, yoğun stres, alkol veya madde kullanımı ve bazı ilaçlar yatkın kişilerde duygudurum dönemlerini tetikleyebilir. Ancak bir tetikleyicinin bulunması, kişinin hastalığa kendisinin neden olduğu anlamına gelmez. Tanı Nasıl Konur? Bipolar bozukluk tanısı tek bir kan testi, görüntüleme yöntemi veya anketle konmaz. Psikiyatrik değerlendirmede kişinin yaşamı boyunca geçirdiği depresyon, enerji artışı, uyku ihtiyacında azalma, taşkınlık ve dürtüsel davranış dönemleri ayrıntılı olarak incelenir. Değerlendirme sırasında: - Belirtilerin başlangıcı, süresi ve günlük yaşama etkileri - Geçmiş tedaviler ve ilaçlara verilen yanıtlar - Alkol, madde ve ilaç kullanımı - Ailede bipolar bozukluk veya başka ruhsal hastalık öyküsü - İntihar, kendine zarar verme ve riskli davranışlar - Tiroid hastalıkları gibi benzer belirtilere yol açabilecek tıbbi durumlar - DEHB, kişilik bozuklukları, depresif ve psikotik bozukluklar gibi diğer olasılıklar değerlendirilir. Kişinin onayıyla yakınlarından bilgi alınması, özellikle hipomani veya mani dönemlerinin anlaşılmasına yardımcı olabilir. Bipolar Bozukluk Nasıl Tedavi Edilir? Bipolar bozukluk çoğunlukla uzun süreli takip gerektirir. Tedavi; kişinin içinde bulunduğu manik, depresif veya koruyucu tedavi dönemine, geçmiş yanıtlarına, bedensel sağlık durumuna ve tercihlerine göre planlanır. # İlaç Tedavisi Lityum, belirli antipsikotik ilaçlar ve diğer duygudurum düzenleyici ilaçlar tedavide kullanılabilir. Her ilaç bipolar bozukluğun bütün dönemlerinde aynı etkiye sahip değildir. Bu nedenle ilaç seçimi ve gerekli kan tetkikleri psikiyatrist tarafından planlanır. Bipolar depresyon, tek kutuplu depresyondan farklı şekilde tedavi edilir. Özellikle Bipolar I bozuklukta antidepresanların tek başına kullanılması mani veya duygudurum dengesizliği riskini artırabileceğinden önerilmez. Kullanılacaksa psikiyatristin değerlendirmesi ve yakın izlemi gerekir. Bazı duygudurum düzenleyiciler gebelik sırasında bebeğin gelişimi açısından önemli riskler taşıyabilir. Gebelik planlayan, gebe olan veya emziren kişiler bunu doktorlarına bildirmeli; ilaçlarını kendi başlarına bırakmamalıdır. # Psikososyal Tedaviler İlaç tedavisine eklenen psikoeğitim, bilişsel davranışçı terapi, aile odaklı terapi ve kişilerarası-sosyal ritim terapisi; belirtileri tanımaya, tedaviyi sürdürmeye ve yeni dönemlerin erken işaretlerini fark etmeye yardımcı olabilir. Ağır mani, psikotik belirtiler, ciddi öz bakım kaybı veya yüksek intihar riski durumlarında hastanede tedavi gerekebilir. İlaçlara yeterli yanıt vermeyen ya da hızlı iyileşme gerektiren ağır mani veya depresyonda elektrokonvülsif terapi de değerlendirilebilir. Hastalığın Seyri Bipolar bozukluğun seyri kişiden kişiye değişir. Duygudurum dönemleri tekrarlayabilir; ancak düzenli tedavi ve takip dönemlerin sıklığını ve şiddetini azaltabilir. Belirtilerin düzelmesi, koruyucu tedavinin artık gerekli olmadığı anlamına gelmez. İlaçların azaltılması veya bırakılması yalnızca doktorla birlikte planlanmalıdır. Bipolar Bozuklukla Yaşarken Neler Yardımcı Olabilir? - İlaçları önerildiği şekilde kullanmak ve kontrolleri aksatmamak - Düzenli uyku ve günlük yaşam ritmi oluşturmak - Uyku ihtiyacında azalma, enerji artışı, hızlı konuşma ve harcamalarda artış gibi erken işaretleri tanımak - Duygudurum, uyku, ilaç kullanımı ve önemli yaşam olaylarını kaydetmek - Alkol ve uyuşturucu maddelerden uzak durmak - Düzenli fiziksel etkinlik yapmak ve bedensel sağlık kontrollerini sürdürmek - Yakınlarla birlikte bir erken uyarı ve kriz planı hazırlamak - İlaçları aniden kesmemek veya dozlarını kendi başına değiştirmemek
Uyumadan günlerce süren aşırı enerji, kontrol edilemeyen riskli davranışlar, gerçeklikle bağın bozulması, kendine veya başkasına zarar verme düşünceleri varsa acil değerlendirme gerekir. Böyle bir durumda 112’yi arayın veya en yakın acil servise başvurun.
