Psikoterapi nedir?

Psikoterapi; ruhsal belirtilerin, duygusal güçlüklerin ve işlevselliği etkileyen düşünce, davranış veya ilişki örüntülerinin bilimsel yöntemlerle ele alındığı profesyonel bir tedavi sürecidir.
Halk arasında “konuşma terapisi” olarak da adlandırılsa da psikoterapi yalnızca sorunları anlatmaktan ibaret değildir. Kullanılan yönteme göre kişinin yaşadıklarını anlamasına, düşünce ve davranışlarını değerlendirmesine, duygularını düzenlemesine ve yeni başa çıkma becerileri geliştirmesine yardımcı olabilir.
Psikoterapi, bu alanda gerekli eğitim ve yetkinliğe sahip psikiyatristler veya klinik psikologlar tarafından uygulanabilir.
Psikoterapi süreci nasıl ilerler?
İlk görüşmelerde kişinin başvuru nedeni, yaşadığı güçlükler, beklentileri ve tedavi gereksinimleri değerlendirilir. Ardından terapinin amaçları, kullanılacak yöntem, görüşmelerin yaklaşık sıklığı ve sürecin nasıl izleneceği birlikte ele alınır.
Seansların işleyişi uygulanan terapi yaklaşımına göre değişebilir. Bazı yöntemlerde terapist daha yapılandırılmış bir yol izler ve seanslar arasında uygulanacak çalışmalar önerebilir. Bazı yöntemlerde ise duygular, ilişkiler, geçmiş deneyimler veya tekrarlayan örüntüler daha serbest biçimde incelenir.
Psikoterapi, kişinin ve terapistin aktif katılımını gerektiren iş birliğine dayalı bir süreçtir. Terapist hazır çözümler sunmak veya kişi adına karar vermek yerine, sorunların anlaşılmasına ve değişim için uygun yolların geliştirilmesine yardımcı olur.
Görüşmelerde paylaşılan bilgiler gizlilik ilkesi kapsamında korunur. Gizliliğin kapsamı ve mevzuattan kaynaklanan sınırlılıkları, terapi sürecinin başında kişiyle paylaşılır.
Psikoterapi hangi durumlarda uygulanabilir?
Psikoterapi farklı yaş gruplarında ve çok çeşitli durumlarda kullanılabilir:
-
Depresyon ve anksiyete bozuklukları
-
Panik bozukluk ve fobiler
-
Obsesif kompulsif bozukluk
-
Travma sonrası stres belirtileri
-
Duygu düzenleme güçlükleri
-
Yas ve kayıp süreçleri
-
İlişki ve iletişim sorunları
-
Stres ve yaşam değişiklikleri
-
Tekrarlayan düşünce ve davranış örüntüleri
-
Bazı kişilik sorunları
-
Ruhsal veya fiziksel bir hastalıkla baş etme süreci
Psikoterapi bireysel olarak uygulanabileceği gibi çift, aile veya grup çalışması biçiminde de yürütülebilir. Yüz yüze veya uygun koşullarda çevrim içi olarak gerçekleştirilebilir.
Psikoterapi ne kadar sürer?
Psikoterapinin süresi için herkes açısından geçerli tek bir standart yoktur. Süre; başvuru nedenine, belirtilerin şiddetine, uygulanan yönteme, belirlenen hedeflere ve kişinin gereksinimlerine göre değişir.
Bazı terapiler belirli bir soruna odaklanan kısa süreli ve yapılandırılmış bir program şeklindedir. Daha uzun süredir devam eden veya karmaşık güçlüklerde daha uzun bir çalışma gerekebilir. Tedavinin hedefleri ve ilerleyişi belirli aralıklarla kişi ve terapist tarafından birlikte değerlendirilir.
Psikoterapi etkili midir?
Araştırmalar, uygun yöntemle ve eğitimli bir terapist tarafından uygulanan psikoterapinin birçok ruhsal bozuklukta belirtileri azaltabileceğini ve günlük işlevselliği geliştirebileceğini göstermektedir.
Tedavinin etkisi; yaşanan soruna uygun yöntemin seçilmesi, kişinin sürece katılımı, terapötik ilişkinin niteliği ve görüşmelerin yeterli süre devam etmesi gibi etkenlere bağlıdır. Her terapi yöntemi her kişi veya her ruhsal sorun için aynı ölçüde uygun değildir.
Psikoterapi bazı durumlarda tek başına uygulanabilir. Bazı durumlarda ise ilaç tedavisi veya başka tedavilerle birlikte kullanılması daha uygun olabilir.
Uygun terapi yöntemi nasıl seçilir?
Terapi yöntemi yalnızca kişinin kişilik tipine göre seçilmez. Yaşanan sorunun niteliği, klinik değerlendirme, bilimsel kanıtlar, kişinin hedef ve tercihleri ile terapistin ilgili yöntemdeki eğitimi birlikte dikkate alınır.
Psikoterapiye başlamadan önce terapistin mesleki unvanı, eğitimi, uyguladığı yöntemdeki yetkinliği, gizlilik ilkeleri ve tedavi sürecinin nasıl yürütüleceği hakkında bilgi alınması önemlidir.
Başlıca Psikoterapi Yaklaşımları
Psikoterapide farklı kuramsal temellere ve çalışma yöntemlerine sahip çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır.
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; kişisel değerlendirme, tanı veya tedavi önerisinin yerine geçmez.
1
Bilişsel Davranışçı Terapi
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), kişinin düşünceleri, duyguları, bedensel tepkileri ve davranışları arasındaki ilişkiyi ele alan, yapılandırılmış ve hedef odaklı bir psikoterapi yöntemidir. BDT’ye göre bir durumun kişi üzerindeki etkisi yalnızca yaşanan olayla değil, olayın nasıl algılandığı ve yorumlandığıyla da ilişkilidir. Bazı düşünce ve davranış örüntüleri ruhsal sıkıntının sürmesine katkıda bulunabilir. Terapide bu örüntülerin fark edilmesi, değerlendirilmesi ve daha işlevsel yollar geliştirilmesidir. BDT nasıl uygulanır? BDT, terapist ve danışanın birlikte çalıştığı aktif bir süreçtir. İlk görüşmelerde yaşanan güçlükler değerlendirilir ve terapi hedefleri birlikte belirlenir. Terapi sürecinde kişi: - Belirli durumlarda ortaya çıkan düşünce, duygu ve davranışlarını fark etmeyi - Yararlı olmayan düşünce ve inançları değerlendirmeyi - Farklı ve daha dengeli bakış açıları geliştirmeyi - Kaçınma gibi sorunu sürdüren davranışları değiştirmeyi - Problem çözme ve başa çıkma becerileri kazanmayı - Edindiği becerileri günlük yaşamında kullanmayı öğrenebilir Amaç düşünceleri zorla “olumlu düşüncelerle” değiştirmek değildir. Düşüncelerin kanıtlar doğrultusunda değerlendirilmesi ve daha gerçekçi, dengeli ve işlevsel bir bakış açısının geliştirilmesi hedeflenir. BDT çoğunlukla güncel sorunlara odaklanır. Bununla birlikte kişinin bugünkü düşünce ve davranışlarını anlamak açısından önemli olduğunda geçmiş yaşantılar da terapi sürecinde ele alınabilir. Seanslar nasıl ilerler? BDT seansları genellikle belirli bir gündem ve terapi hedefleri doğrultusunda yapılandırılır. Görüşmeler sırasında düşünce ve davranış kayıtları, problem çözme çalışmaları, davranışsal deneyler veya kademeli yüzleştirme gibi yöntemlerden yararlanılabilir. Kişiden seanslar arasında öğrendiği becerileri günlük yaşamında denemesi istenebilir. “Ev ödevi” yerine seanslar arası uygulama olarak tanımlanan bu çalışmalar, terapide öğrenilen becerilerin günlük yaşama aktarılmasını amaçlar. BDT hangi durumlarda kullanılır? BDT’nin farklı ruhsal sorunlara uyarlanmış uygulamaları bulunmaktadır. Bilimsel kanıtlar özellikle aşağıdaki durumlarda kullanımını desteklemektedir: - Depresyon - Anksiyete bozuklukları - Panik bozukluk ve fobiler - Obsesif kompulsif bozukluk - Travma sonrası stres bozukluğu - Bazı yeme bozuklukları - Uyku sorunları BDT; bipolar bozukluk, psikotik bozukluklar ve bazı başka klinik durumlarda da hastalığa özel olarak uyarlanabilir. Bu durumlarda genellikle ilaç tedavisi, aile müdahaleleri veya diğer yaklaşımları içeren kapsamlı bir tedavi planının parçası olarak kullanılır. Her BDT uygulaması aynı değildir. Kullanılacak yöntem, kişinin yaşadığı soruna ve klinik gereksinimlerine göre uyarlanmalıdır. BDT ne kadar sürer? BDT çoğunlukla belirli hedefler çerçevesinde ve zaman sınırlı olarak planlanır. Ancak seansların sıklığı, süresi ve toplam sayısı; tedavi edilen soruna, belirtilerin şiddetine, kullanılan protokole ve kişinin gereksinimlerine göre değişir. Bazı sorunlarda kısa süreli bir program yeterli olabilirken daha karmaşık veya uzun süredir devam eden güçlüklerde daha uzun bir tedavi gerekebilir. Terapinin ilerleyişi belirli aralıklarla danışan ve terapist tarafından birlikte değerlendirilir. BDT’nin temel amacı nedir? BDT’nin amacı, kişinin yalnızca terapi seanslarında rahatlaması değil; öğrendiği becerileri günlük yaşamında bağımsız olarak kullanabilmesidir. Tedavi sonunda belirtilerin yeniden ortaya çıkma riskini azaltmaya yönelik bir sürdürme ve önleme planı da hazırlanabilir. BDT, bu alanda eğitim ve yetkinlik sahibi bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından uygulanmalıdır.
2
Akılcı Duygusal Davranış Terapisi
Akılcı Duygusal Davranış Terapisi (ADDT), psikolog Albert Ellis tarafından 1950’li yıllarda geliştirilen bilişsel davranışçı bir psikoterapi yaklaşımıdır. Yaklaşımda düşünceler, duygular ve davranışlar arasındaki ilişki ele alınmakla birlikte, kişinin yaşadığı olaylara ilişkin inanç ve değerlendirmelerine özellikle odaklanılır. ADDT’ye göre yaşanan olaylar, duygusal ve davranışsal tepkileri tek başına açıklamaz. Kişinin olayları nasıl algıladığı, yorumladığı ve değerlendirdiği de ortaya çıkan tepkiler üzerinde önemli rol oynar. ABCDE modeli: ADDT’nin temel kavramsal çerçevesi ABC modelidir. Terapötik değişim süreci D ve E aşamalarının eklenmesiyle ABCDE modeli olarak açıklanabilir: A – Harekete geçirici olay: Kişinin karşılaştığı dışsal veya içsel durum B – İnançlar: Kişinin olayla ilgili düşünceleri, yorumları ve değerlendirmeleri C – Sonuçlar: Ortaya çıkan duygusal, davranışsal ve bedensel tepkiler D – Sorgulama: Katı ve işlevsel olmayan inançların mantıksal, kanıta dayalı ve işlevsel yönlerden incelenmesi E – Etkili yeni inanç ve sonuç: Daha esnek ve akılcı inançların geliştirilmesiyle ortaya çıkan yeni duygusal ve davranışsal sonuçlar Bu modele göre aynı olay, farklı inanç ve değerlendirmelere sahip kişilerde farklı sonuçlar doğurabilir. Terapide özellikle katı, mutlak ve kişinin amaçlarına ulaşmasını zorlaştıran inançların yaşanan sıkıntıya nasıl katkıda bulunduğu incelenir. “Her zaman başarılı olmalıyım”, “Herkes beni onaylamalı” veya “İşler istediğim gibi gitmezse buna dayanamam” gibi katı beklentiler akılcı olmayan inançlara örnek olabilir. Bu inançların sorgulanması, yaşanan olayların önemsiz veya kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Amaç, kişinin olayları daha gerçekçi ve esnek biçimde değerlendirebilmesine yardımcı olmaktır. ADDT nasıl uygulanır? ADDT aktif, yapılandırılmış ve hedef odaklı bir terapi yaklaşımıdır. Terapist ve danışan, sıkıntının ortaya çıkmasına veya sürmesine katkıda bulunan inançları birlikte belirler. Bu inançların mantıksal tutarlılığı, mevcut kanıtlarla uyumu ve kişiye yarar sağlayıp sağlamadığı değerlendirilir. Süreçte bilişsel yöntemlerin yanı sıra duygusal ve davranışsal uygulamalardan da yararlanılır. Düşünce kayıtları, davranışsal denemeler, maruz bırakma çalışmaları ve terapide öğrenilen becerilerin günlük yaşamda uygulanmasına yönelik çalışmalar kullanılabilir. Amaç, bütün olumsuz düşünce ve duyguları ortadan kaldırmak değildir. Üzüntü, kaygı, hayal kırıklığı veya pişmanlık gibi olumsuz duygular bazı koşullarda doğal ve işlevsel olabilir. Terapide kişinin işlevselliğini belirgin biçimde bozan tepkilerin daha sağlıklı ve yönetilebilir duygusal tepkilere dönüşmesine yardımcı olunması hedeflenir. ADDT’de “akılcı düşünmek” yalnızca olumlu düşünmek anlamına gelmez. Akılcı inançlar; esnek, gerçeklikle ve kanıtlarla uyumlu, mantıksal olarak tutarlı ve kişinin amaçlarına ulaşmasına yardımcı olan değerlendirmelerdir. Terapinin temel hedefleri ADDT kapsamında şu alanlarda çalışılabilir: - Katı ve mutlak beklentileri fark etmek - Felaketleştirme eğilimini değerlendirmek - Engellenmeye tahammülsüzlükle başa çıkmak - Kişinin kendisini veya başkalarını tek bir davranış ya da özellik üzerinden bütünüyle değerlendirmesini azaltmak - Daha esnek ve işlevsel inançlar geliştirmek - Sağlıklı ve sağlıksız olumsuz duyguları ayırt etmek - Yeni düşünme ve davranma biçimlerini günlük yaşamda uygulamak ADDT etkili midir? Araştırmalar, ADDT uygulamalarının akılcı olmayan inançların azalmasına, akılcı inançların güçlenmesine ve bazı duygusal ve davranışsal sorunların iyileşmesine katkı sağlayabileceğini göstermektedir.
3
Diyalektik Davranış Terapisi
Diyalektik Davranış Terapisi (DDT), bilişsel davranışçı yöntemleri kabul, farkındalık ve davranış değişikliği ilkeleriyle birleştiren yapılandırılmış bir psikoterapi yaklaşımıdır. Klinik psikolog Marsha Linehan tarafından başlangıçta sınırda kişilik bozukluğu bulunan ve tekrarlayan kendine zarar verme veya intihar davranışları gösteren kişiler için geliştirilmiştir. Günümüzde farklı klinik durumlara uyarlanmış biçimleri de bulunmaktadır. Diyalektik ne anlama gelir? “Diyalektik”, birbirine karşıt gibi görünen iki düşüncenin aynı anda geçerli yönlerinin bulunabileceğini ifade eder. DDT’de bu anlayış, kabul ve değişim arasındaki dengeye karşılık gelir: - Kişinin mevcut duygu ve deneyimlerinin anlaşılması ve kabul edilmesi - Kişiye zarar veren veya yaşamını güçleştiren davranışların değiştirilmesi Terapist bir yandan kişinin yaşadığı duyguları geçerli ve anlaşılır olarak ele alırken diğer yandan daha güvenli ve işlevsel davranışlar geliştirmesine yardımcı olur. Buradaki kabul, sorunlu davranışların onaylanması veya değişmeden bırakılması anlamına gelmez. DDT’nin temel amaçları DDT; yoğun duygularla başa çıkma, dürtüsel davranışları azaltma, krizleri daha güvenli biçimde yönetme ve ilişkilerde daha etkili davranma becerilerinin geliştirilmesini amaçlar. Standart DDT’de dört temel beceri alanı üzerinde çalışılır: - Bilinçli farkındalık Kişinin içinde bulunduğu ana dikkatini yöneltmesini; düşünce, duygu ve bedensel deneyimlerini hemen tepki vermeden fark etmesini amaçlar. - Sıkıntıya dayanma Kriz anlarında durumu daha da kötüleştirebilecek davranışlara başvurmadan yoğun sıkıntıyla başa çıkmaya yardımcı olan becerileri içerir. - Duygu düzenleme Duyguları tanımaya, anlamaya ve yoğun duygular karşısında daha dengeli tepkiler geliştirmeye odaklanır. - Kişilerarası etkililik Kişinin gereksinimlerini uygun biçimde ifade etmesine, sınır koymasına, çatışmaları yönetmesine ve ilişkilerini korumasına yardımcı olmayı amaçlar. DDT nasıl uygulanır? Kapsamlı bir DDT programı genellikle birden fazla bileşenden oluşur: - Bireysel psikoterapi - Grup ortamında beceri eğitimi - Gerektiğinde seanslar arasında beceri kullanımına yönelik kısa süreli destek - Terapistlerin düzenli olarak katıldığı danışma ekibi Her DDT adıyla sunulan uygulama kapsamlı bir DDT programı olmayabilir. Bazı hizmetlerde yalnızca DDT beceri eğitimi veya DDT’den uyarlanmış belirli teknikler uygulanabilir. Bu nedenle tedavinin hangi bileşenleri içerdiğinin başlangıçta açıklanması önemlidir. Tedavi çoğunlukla yapılandırılmış ve uzun süreli bir programdır. Süre; kişinin gereksinimlerine, tedavi hedeflerine ve uygulanan programa göre değişebilir. DDT hangi durumlarda kullanılır? DDT’nin en çok araştırıldığı alanlar sınırda kişilik bozukluğu, tekrarlayan kendine zarar verme davranışları ve intihar riskidir. Özellikle yoğun duygu düzenleme güçlüklerinin ve dürtüsel davranışların bulunduğu durumlarda değerlendirilebilir. Ergenler için uyarlanmış DDT, sık kendine zarar verme davranışı ve belirgin duygu düzenleme güçlüğü bulunan bazı gençlerde kullanılabilir. DDT’nin travma sonrası stres bozukluğu, yeme bozuklukları ve madde kullanım bozuklukları gibi alanlara uyarlanmış biçimleri de bulunmaktadır; ancak bilimsel kanıtların kapsamı her durum için aynı değildir. DDT herkes için tek veya üstün tedavi seçeneği değildir. Uygun tedavi; klinik değerlendirme, kişinin gereksinimleri ve tercihleri, tedavinin ulaşılabilirliği ve terapistin bu alandaki yetkinliği dikkate alınarak belirlenir. Terapistin rolü DDT terapisti kişinin yalnızca düşüncelerini değiştirmeye çalışmaz. Duyguların ve davranışların ortaya çıktığı koşulları birlikte inceler; kişinin yeni beceriler öğrenmesine, bu becerileri günlük yaşamında uygulamasına ve tedavi hedefleri doğrultusunda ilerlemesine yardımcı olur. DDT, bu yaklaşım konusunda eğitim ve süpervizyon almış ruh sağlığı profesyonelleri tarafından uygulanmalıdır.
4
Zihinselleştirmeye Dayalı Terapi
Zihinselleştirme; kişinin kendisinin ve başkalarının davranışlarını düşünceler, duygular, istekler, niyetler ve inançlar gibi zihinsel durumlarla ilişkilendirerek anlamlandırabilme kapasitesidir. Bu beceri, kendi duygularımızı ve davranışlarımızı anlamamıza, başkalarının bakış açılarını değerlendirmemize ve ilişkilerde yaşananları daha sağlıklı biçimde yorumlamamıza yardımcı olur. Zihinselleştirme, başkalarının zihninden geçenleri kesin olarak bilmek anlamına gelmez. Aksine, kişinin kendi yorumlarının yanılabilir olduğunu fark etmesini ve başka olasılıklara merakla yaklaşmasını içerir. Zihinselleştirme neden zorlaşabilir? Zihinselleştirme herkesin kullandığı doğal bir kapasitedir; ancak sabit değildir. Yoğun duygular, stres, tehdit algısı veya kişilerarası çatışmalar sırasında geçici olarak zayıflayabilir. Böyle durumlarda kişi: - Kendi duygularını anlamakta zorlanabilir - Duygularıyla düşüncelerini birbirinden ayıramayabilir - Başkalarının niyetleri hakkında hızlı ve kesin sonuçlara varabilir - Yanlış anlaşılmaları tehdit veya reddedilme olarak yorumlayabilir - Yoğun duygularla dürtüsel biçimde hareket edebilir Özellikle yakın ilişkilerde ortaya çıkan yoğun duygular, kişinin hem kendi zihinsel durumunu hem de karşısındaki kişinin bakış açısını değerlendirmesini güçleştirebilir. Zihinselleştirme Temelli Terapi nedir? Zihinselleştirme Temelli Terapi (MBT), kişinin kendi zihinsel durumlarını ve başkalarının olası zihinsel durumlarını daha açık, esnek ve dengeli biçimde değerlendirme kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan yapılandırılmış bir psikoterapidir. Anthony Bateman ve Peter Fonagy tarafından özellikle sınırda kişilik bozukluğunun tedavisi için geliştirilmiştir. Günümüzde farklı yaş grupları ve klinik durumlar için uyarlanmış biçimleri üzerinde de çalışılmaktadır. MBT nasıl uygulanır? MBT’de çoğunlukla kişinin güncel yaşamında ve ilişkilerinde yaşadığı olaylar ele alınır. Özellikle yoğun duygusal tepki, çatışma veya yanlış anlaşılma yaşanan anlar birlikte incelenir. Terapist hazır açıklamalar sunmak veya kişinin ya da başkalarının ne düşündüğünü bildiğini varsaymak yerine meraklı ve araştırıcı bir tutum benimser. Görüşmelerde şu tür sorular üzerinde durulabilir: - O anda ne düşündünüz ve ne hissettiniz? - Karşınızdaki kişinin davranışını nasıl yorumladınız? - Bu yorumdan ne kadar eminsiniz? - Durumu açıklayabilecek başka olasılıklar olabilir mi? - Duygularınız davranışlarınızı nasıl etkiledi? Amaç kişinin düşüncelerinin doğru ya da yanlış olduğuna karar vermek değil; zihinsel süreçleri daha dikkatli incelemesine ve belirsizliğe tahammül edebilmesine yardımcı olmaktır. Terapinin temel hedefleri MBT aşağıdaki alanlarda gelişim sağlamayı amaçlayabilir: - Duyguları fark etme ve anlamlandırma - Yoğun duygular sırasında düşünme kapasitesini koruma - Dürtüsel davranışları azaltma - Başkalarının niyetleri hakkında kesin yargılara varmadan önce düşünme - İlişkilerdeki yanlış anlamaları ve çatışmaları değerlendirme - Kişinin kendisiyle ilgili daha tutarlı ve esnek bir anlayış geliştirmesi MBT ne kadar sürer? MBT çoğunlukla uzun süreli bir tedavi olarak planlanır. Kapsamlı programlar psikoeğitim, bireysel terapi ve grup terapisi gibi farklı bileşenler içerebilir. Bazı programlar 12–18 ay veya daha uzun sürebilir. Ancak tedavinin biçimi, sıklığı ve süresi kişinin gereksinimlerine ve uygulanan programa göre değişir. Her MBT uygulaması mutlaka bireysel ve grup terapisinin birlikte yürütülmesini gerektirmez. MBT hangi durumlarda kullanılır? MBT’nin en çok araştırıldığı alan sınırda kişilik bozukluğudur. Özellikle yoğun duygu dalgalanmaları, dürtüsel davranışlar, kendine zarar verme ve ilişkilerde tekrarlayan güçlüklerin bulunduğu durumlarda değerlendirilebilir. Diğer kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları, depresyon, bağımlılık ve travmayla ilişkili sorunlar için uyarlanmış uygulamaları da bulunmaktadır. Ancak bilimsel kanıtların gücü her klinik durum için aynı değildir. MBT, sınırda kişilik bozukluğunda kullanılan yapılandırılmış psikoterapilerden biridir. Diğer yöntemlere kesin olarak üstün olduğu söylenemez. Uygun tedavi, kişinin gereksinimleri ve tercihleri doğrultusunda belirlenmelidir.
5
Metakognitif Terapi
Metakognitif Terapi (MKT), klinik psikolog Adrian Wells tarafından geliştirilen, kişinin düşüncelerinin içeriğinden çok düşünceleriyle nasıl ilişki kurduğuna odaklanan yapılandırılmış bir psikoterapi yöntemidir. “Metakognisyon”, kişinin kendi düşünme süreçleri hakkındaki düşünce ve inançlarını ifade eder. Örneğin “Endişelenirsem tehlikelere karşı hazırlıklı olurum” veya “Bu düşünceleri kontrol edemezsem kötü bir şey olacak” ifadeleri metakognitif inançlara örnek olabilir. MKT’ye göre olumsuz düşüncelerin zaman zaman ortaya çıkması olağandır. Ruhsal sıkıntının sürmesinde asıl belirleyici olan, kişinin bu düşüncelere verdiği yanıt ve düşüncelerle uzun süre meşgul olmasıdır. Bilişsel dikkat sendromu Metakognitif terapinin temel kavramlarından biri "Bilişsel Dikkat Sendromu"dur. Bu örüntü genellikle şunları içerir: - Uzun süreli endişe - Geçmiş olaylar üzerinde tekrar tekrar düşünme - Tehdit işaretlerine aşırı dikkat yöneltme - Düşünceleri bastırmaya veya kontrol etmeye çalışma - Kaçınma, sürekli güvence arama veya tekrar tekrar kontrol etme gibi başa çıkma davranışları Bu yöntemler kısa süreli rahatlama sağlayabilse de kişinin dikkatini tehditlere yöneltmeye ve ruhsal sıkıntının devam etmesine katkıda bulunabilir. Metakognitif Terapi nasıl uygulanır? Terapide öncelikle kişinin endişe, zihinsel tekrar ve dikkat süreçlerini sürdüren metakognitif inançlar belirlenir. Ardından bu inançların geçerliliği değerlendirilir ve düşüncelere daha esnek biçimde yanıt verme yolları geliştirilir. Terapide kullanılabilecek yöntemlerden bazıları şunlardır: - Endişe ve zihinsel tekrar örüntülerini fark etme - Dikkati esnek biçimde yönlendirme çalışmaları - Düşünceleri bastırmadan veya uzun süre incelemeden gözlemleme - Endişe ve zihinsel tekrar için ayrılan süreyi azaltma - Düşüncelerin kontrol edilemez veya tehlikeli olduğu yönündeki inançları sınama - İşlevsel olmayan başa çıkma davranışlarını değiştirme - Yeni düşünme ve dikkat becerilerini günlük yaşamda uygulama Amaç olumsuz düşünceleri ortadan kaldırmak değildir. Kişinin bu düşüncelere ne kadar dikkat vereceğini ve onlarla ne kadar meşgul olacağını daha esnek biçimde yönetebilmesini sağlamaktır. BDT’den farkı nedir? Klasik Bilişsel Davranışçı Terapi sıklıkla belirli bir düşüncenin doğruluğunu ve daha dengeli bir düşüncenin nasıl geliştirilebileceğini inceler. Metakognitif terapi ise daha çok kişinin düşünceye nasıl tepki verdiğine ve düşünme sürecini hangi inançların yönettiğine odaklanır. Örneğin MKT, “Başarısız olacağım” düşüncesinin doğru olup olmadığını tartışmaktan çok, kişinin bu düşüncenin ardından neden saatlerce endişelendiğini ve endişeyi neden gerekli ya da kontrol edilemez gördüğünü ele alabilir. Bu ayrım kesin değildir, iki yaklaşım bazı ortak bilişsel ve davranışsal yöntemlerden yararlanabilir. Hangi durumlarda kullanılabilir? Metakognitif terapi en çok anksiyete bozuklukları ve depresyon alanlarında araştırılmıştır. Özellikle yaygın anksiyete bozukluğu, depresyon, sosyal anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk ve travma sonrası stres belirtilerine yönelik uygulamaları bulunmaktadır. Araştırmalar umut verici sonuçlar göstermekle birlikte MKT’nin kanıt tabanı, BDT gibi daha uzun süredir araştırılan tedavilere kıyasla daha sınırlıdır. Bu nedenle yöntemin uygunluğu; kişinin klinik durumu, gereksinimleri, tercihleri ve mevcut bilimsel kanıtlar dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Terapi ne kadar sürer? MKT çoğunlukla zaman sınırlı ve hedef odaklı olarak planlanır. Bazı protokoller yaklaşık 8–12 görüşmeden oluşabilir; ancak seansların sayısı ve sıklığı kişinin yaşadığı soruna, belirtilerin şiddetine ve tedaviye verdiği yanıta göre değişir. Metakognitif terapi, bu yaklaşım konusunda eğitim ve yetkinlik sahibi bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından uygulanmalıdır.
6
Kabul ve Kararlılık Terapisi
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), farkındalık, kabul ve davranış değişikliği yöntemlerini bir araya getiren bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bilişsel davranışçı terapilerin üçüncü kuşağı içinde değerlendirilir. ACT’nin temel amacı, kişinin zorlayıcı düşünce ve duygular tamamen ortadan kalkmadan da kendisi için anlamlı olan yönde hareket edebilmesini sağlayan psikolojik esnekliği geliştirmektir. Psikolojik esneklik nedir? Psikolojik esneklik; kişinin içinde bulunduğu anla temas kurabilmesi, düşünce ve duygularına daha açık yaklaşabilmesi ve davranışlarını kişisel değerleri doğrultusunda sürdürebilmesi veya değiştirebilmesidir. ACT’ye göre ruhsal güçlükler yalnızca rahatsız edici düşünce ve duyguların varlığından kaynaklanmaz. Kişinin bu yaşantıları kontrol etmek, bastırmak veya bunlardan kaçınmak için verdiği yoğun mücadele de yaşam alanını daraltabilir. Bu nedenle ACT, bütün olumsuz düşünce ve duyguları ortadan kaldırmayı amaçlamaz. Kişinin bu yaşantılarla daha esnek bir ilişki kurmasına ve onlar mevcutken de değerleri doğrultusunda hareket edebilmesine yardımcı olmayı hedefler. Kabul ne anlama gelir? ACT’de kabul; yaşanan acıyı onaylamak, çaresizce katlanmak veya değiştirilebilecek koşullardan vazgeçmek anlamına gelmez. Kabul, içsel deneyimleri bastırmaya veya kontrol etmeye yönelik sonuç vermeyen mücadeleyi azaltmak ve o anda ortaya çıkan düşünce, duygu ve bedensel duyumlara açık biçimde yaklaşabilmektir. Kişi aynı zamanda değiştirebileceği dış koşullar için etkili adımlar atmaya devam eder. ACT’nin temel süreçleri ACT’de psikolojik esnekliği destekleyen altı temel süreç tanımlanır: # Kabul Zorlayıcı düşünce, duygu ve bedensel duyumların varlığına, onlarla gereksiz bir mücadeleye girmeden alan açabilmektir. # Bilişsel ayrışma Düşünceleri mutlak gerçekler veya uyulması gereken emirler olarak değil, zihnin ürettiği ifadeler olarak görebilmeyi amaçlar. Örneğin “Başarısızım” düşüncesi yerine “Başarısız olduğuma ilişkin bir düşüncem var” diyebilmek, düşünceyle araya işlevsel bir mesafe koymaya yardımcı olabilir. # Şimdiki anla temas Dikkati geçmişteki olaylara veya gelecekle ilgili kaygılara bütünüyle kaptırmadan, mevcut deneyime esnek biçimde yöneltebilmektir. # Bağlamsal benlik Kişinin kendisini yalnızca düşünceleri, duyguları, rolleri veya yaşadığı sorunlarla tanımlamamasını; bunları fark eden ve gözlemleyen daha geniş bir bakış açısı geliştirmesini ifade eder. # Değerler Kişinin yaşamında nasıl biri olmak ve hangi nitelikleri davranışlarına yansıtmak istediğini belirlemesidir. Değerler ulaşılacak bir sonuçtan çok, yaşama yön veren ilkelerdir. # Kararlı eylem Kişinin değerleriyle uyumlu, somut ve sürdürülebilir davranışlar geliştirmesidir. Zorlayıcı düşünce ve duyguların varlığına rağmen anlamlı hedefler doğrultusunda adım atmayı içerir. ACT nasıl uygulanır? ACT, terapist ve danışanın birlikte çalıştığı deneyimsel bir süreçtir. Görüşmelerde konuşmanın yanı sıra farkındalık uygulamaları, metaforlar, gözlem çalışmaları, davranışsal alıştırmalar ve değer odaklı hedefler kullanılabilir. Terapide kişinin: - Kaçındığı içsel deneyimleri fark etmesi - İşe yaramayan kontrol çabalarını değerlendirmesi - Düşünceleriyle arasına mesafe koyabilmesi - Kişisel değerlerini belirlemesi - Bu değerlerle uyumlu davranışlar geliştirmesi üzerinde çalışılabilir. ACT hangi durumlarda kullanılabilir? ACT; depresyon, anksiyete, stres, kronik ağrı ve fiziksel hastalıklara eşlik eden psikolojik güçlükler gibi farklı alanlarda araştırılmıştır. Bazı çalışmalarda belirtilerin azalması, yaşam kalitesinin ve psikolojik esnekliğin gelişmesiyle ilişkili sonuçlar bildirilmiştir. Bununla birlikte bilimsel kanıtların gücü her klinik durum için aynı değildir. ACT’nin bütün sorunlarda diğer psikoterapi yöntemlerinden daha etkili olduğu söylenemez. Tedavi seçimi kişinin klinik durumu, gereksinimleri, tercihleri ve terapistin ilgili yöntemdeki yetkinliği dikkate alınarak yapılmalıdır. ACT ne kadar sürer? ACT farklı uzunluk ve yoğunlukta uygulanabilir. Seansların sayısı; başvuru nedenine, belirlenen hedeflere, uygulamanın bireysel veya grup formatında olmasına ve kişinin gereksinimlerine göre değişir. ACT, bu yaklaşım konusunda eğitim ve yetkinlik sahibi bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından uygulanmalıdır.
7
Şema Terapi
Şema terapi, psikolog Jeffrey Young tarafından geliştirilen bütüncül bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bilişsel davranışçı terapiyi; bağlanma, psikodinamik, duygu odaklı ve deneyimsel terapi yöntemleriyle bir araya getirir. Başlangıçta uzun süredir devam eden ve klasik bilişsel davranışçı yöntemlere yeterli yanıt vermeyen ruhsal güçlükler için geliştirilmiştir. Günümüzde özellikle kişilik bozuklukları ve tekrarlayan ilişki örüntülerinin tedavisinde kullanılmaktadır. Şema nedir? Şema; kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünya hakkındaki köklü düşünce, duygu, anı ve bedensel deneyim örüntüsüdür. Şemalar, kişinin yaşadığı olayları nasıl algıladığını ve bu olaylara nasıl tepki verdiğini etkileyebilir. Şema terapide özellikle “erken dönem uyumsuz şemalar” üzerinde durulur. Bunlar genellikle çocukluk ve ergenlik döneminde; kişinin mizacı ile temel duygusal ihtiyaçlarının karşılanma biçimi arasındaki etkileşim sonucunda gelişen, yaşamın ilerleyen dönemlerinde tekrarlanabilen örüntülerdir. Şemaların gelişimi yalnızca ebeveyn davranışlarıyla açıklanmaz. Mizaç, akran ilişkileri, kayıplar, travmatik deneyimler, kültürel ve sosyal koşullar da rol oynayabilir. Terk edilme, duygusal yoksunluk, kusurluluk, güvensizlik, sosyal dışlanma ve başarısızlık şemalara örnek olarak verilebilir. # Temel duygusal ihtiyaçlar Şema terapi, her insanın gelişim sürecinde bazı temel duygusal ihtiyaçlara sahip olduğunu kabul eder. Bunlar genel olarak şunları içerir: - Güvenli bağlanma ve kabul görme - Özerklik ve yeterlilik geliştirme - Duyguları ve gereksinimleri ifade edebilme - Gerçekçi sınırlar ve özdenetim - Kendiliğindenlik ve oyun Bu ihtiyaçların uzun süre ve önemli ölçüde karşılanmaması, bazı şemaların gelişmesine katkıda bulunabilir. Terapinin amacı geçmişte karşılanmayan ihtiyaçları değiştirmek değil; kişinin bugün bu ihtiyaçlarını daha sağlıklı yollarla karşılayabilmesini sağlamaktır. Şemalarla nasıl başa çıkılır? Kişiler şemaların yarattığı sıkıntıyla farklı biçimlerde başa çıkabilir: # Şemaya teslim olma Kişi şemanın doğru olduğuna inanır ve onu doğrulayan durumların içinde kalabilir. Örneğin değersiz olduğuna inanan biri, kendisini sürekli eleştiren ilişkileri sürdürebilir. # Şemadan kaçınma Kişi şemayı harekete geçirebilecek duygu, düşünce, ilişki veya durumlardan uzak durabilir. Bu durum duyguları bastırma, ilişkilerden kaçınma veya farklı kaçış davranışları biçiminde görülebilir. # Şemayı aşırı telafi etme Kişi şemanın tam tersini kanıtlamaya çalışabilir. Örneğin yetersizlik duygusuyla başa çıkmak için sürekli üstün görünmeye veya her şeyi kontrol etmeye çalışabilir. Bu başa çıkma biçimleri geçmişte koruyucu bir işlev görmüş olabilir; ancak yetişkinlik döneminde ilişkileri ve günlük yaşamı güçleştirebilir. Şema modları nedir? Şema modları, belirli bir anda etkinleşen yoğun duygu, düşünce ve davranış durumlarıdır. Kişi farklı zamanlarda farklı modlara geçebilir. Örneğin yoğun biçimde incinmiş ve çaresiz hissetmek, eleştirel ve cezalandırıcı bir iç sesin etkisine girmek veya duygulardan bütünüyle uzaklaşmak farklı şema modları olarak değerlendirilebilir. Terapide kişinin bu modları fark etmesi, hangi durumlarda etkinleştiklerini anlaması ve “sağlıklı yetişkin modu” olarak adlandırılan daha dengeli yanını güçlendirmesi amaçlanır. Şema terapi nasıl uygulanır? Tedavinin başlangıcında kişinin güncel sorunları, önemli yaşam deneyimleri, karşılanmamış duygusal ihtiyaçları, şemaları ve başa çıkma biçimleri değerlendirilir. Bu değerlendirmede klinik görüşmenin yanı sıra şema ölçeklerinden de yararlanılabilir. Ölçekler tek başına tanı koydurmaz. Şema terapide farklı yöntemler birlikte kullanılabilir: # Bilişsel yöntemler Şemaları destekleyen düşünceler ve yaşam deneyimleri değerlendirilir; daha dengeli ve gerçekçi bakış açıları geliştirilir. # Deneyimsel yöntemler İmgeleme ve sandalye çalışmaları gibi yöntemlerle yoğun duygulara, geçmiş deneyimlere ve farklı şema modlarına ulaşılması amaçlanır. # Davranışsal yöntemler Şemaları sürdüren davranışların fark edilmesine ve bunların yerine kişinin gereksinimleriyle uyumlu yeni davranışların geliştirilmesine odaklanılır. # Terapötik ilişki Terapi ilişkisinde ortaya çıkan beklentiler ve örüntüler birlikte incelenir. Terapist, mesleki sınırlar içinde empati, güven ve sağlıklı sınırlar sunarak kişinin karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarını anlamasına yardımcı olur. Bu yaklaşım “sınırlı yeniden ebeveynlik” olarak adlandırılır; terapistin gerçek bir ebeveyn rolü üstlenmesi anlamına gelmez. Şema terapinin amacı nedir? Şema terapi şemaları veya geçmiş anıları tamamen silmeyi amaçlamaz. Temel hedefler şunlardır: - Şema ve modları fark etmek - Şemaların güncel yaşama etkisini anlamak - İşlevsel olmayan başa çıkma biçimlerini azaltmak - Duygusal ihtiyaçları daha sağlıklı yollarla karşılamak - Eleştirel ve cezalandırıcı iç sesi sınırlandırmak - Daha dengeli ilişki ve davranış örüntüleri geliştirmek - Sağlıklı yetişkin yönünü güçlendirmek Hangi durumlarda kullanılabilir? Şema terapinin en çok araştırıldığı alan kişilik bozukluklarıdır. Özellikle sınırda kişilik bozukluğu ve diğer uzun süreli kişilik örüntülerinde bireysel veya grup biçiminde uygulanabilir. Kronik ya da tekrarlayan depresyon, yeme bozuklukları, bazı anksiyete sorunları ve uzun süreli ilişki güçlüklerinde de şema terapi uygulamaları bulunmaktadır. Ancak bilimsel kanıtların gücü her durum için aynı değildir. Şema terapi herkes için veya her ruhsal sorun için diğer psikoterapilerden üstün bir yöntem değildir. Tedavi seçimi kişinin klinik durumu, gereksinimleri ve tercihleri doğrultusunda yapılmalıdır. Şema terapi ne kadar sürer? Şema terapi kısa süreli veya uzun süreli biçimde uygulanabilir. Özellikle kişilik bozuklukları ve uzun süredir devam eden karmaşık sorunlarda tedavi bir yıl veya daha uzun sürebilir. Görüşmelerin sıklığı ve toplam tedavi süresi; sorunların niteliğine, belirlenen hedeflere ve kişinin tedaviye verdiği yanıta göre değişir. Şema terapi, bu yaklaşım konusunda eğitim ve yetkinlik sahibi bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından uygulanmalıdır.
8
Davranışçı Terapiler
Davranışçı terapi, ruhsal güçlüklerin ortaya çıkmasına veya sürmesine katkıda bulunan davranış örüntülerini bilimsel öğrenme ilkeleri doğrultusunda ele alan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Tedavinin amacı davranışları “doğru” ve “yanlış” olarak sınıflandırmak değil; kişinin yaşamını sınırlandıran, sıkıntısını artıran veya işlevselliğini azaltan örüntüleri anlamak ve daha işlevsel davranışlar geliştirmesine yardımcı olmaktır. Davranışçı terapide kişinin yalnızca gözlenebilen davranışları değil; düşünceleri, duyguları ve bedensel tepkileriyle davranışları arasındaki ilişki de değerlendirilebilir. Bununla birlikte tedavi çoğunlukla uzun süreli içgörü geliştirmekten çok, güncel sorunları sürdüren etkenlere ve somut davranış değişikliğine odaklanır. Davranışlar nasıl değerlendirilir? Terapist davranışın ortaya çıktığı durumları, öncesinde yaşananları ve davranışın kısa ve uzun vadeli sonuçlarını kişiyle birlikte inceler. Örneğin kaygı uyandıran bir ortamdan kaçınmak kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Ancak bu rahatlama, kaçınma davranışını güçlendirerek kişinin kaygı veren durumla başa çıkmayı öğrenmesini engelleyebilir. Tedavi bu tür örüntüleri belirlemeyi, yeni davranışları aşamalı olarak denemeyi ve kazanılan becerileri günlük yaşama aktarmayı amaçlar. Terapist süreçte aktif ve iş birliğine dayalı bir rol üstlenir. Başlıca davranışçı yöntemler Davranışçı terapilerde kişinin gereksinimlerine göre farklı yöntemlerden yararlanılabilir: - Davranışsal etkinleştirme - Maruz bırakma - Maruz bırakma ve tepki önleme - Pekiştirme yöntemleri - Model alma - Davranışsal deneyler - Girişkenlik eğitimi - Sosyal beceri eğitimi - Alışkanlığı tersine çevirme - Problem çözme ve beceri geliştirme çalışmaları Geçmişte kullanılan itici koşullama gibi bazı yöntemler, etik kaygılar ve güncel tedavi seçenekleri nedeniyle günümüzde çok daha sınırlı uygulama alanına sahiptir. Maruz bırakma terapisi nedir? Maruz bırakma terapisi, kişinin gerçek bir tehlike oluşturmayan ancak korku veya kaygı nedeniyle kaçındığı nesne, durum, düşünce, anı veya bedensel duyumlarla planlı ve sistemli biçimde karşılaşmasını sağlayan davranışçı bir tedavi yöntemidir. Kaçınma kısa vadede kaygıyı azaltabilir; ancak korkulan durumla başa çıkılabileceğinin öğrenilmesini engelleyerek sorunun sürmesine katkıda bulunabilir. Maruz bırakma, kişinin kaçınma döngüsünü kırmasına ve korktuğu sonuçların her zaman gerçekleşmediğini deneyimlemesine yardımcı olur. Amaç kişiyi hazırlıksız biçimde korktuğu durumun içine bırakmak değildir. Uygulamalar terapist ve kişi tarafından birlikte planlanır; kişinin klinik durumu, hazır oluşu ve tercihleri dikkate alınır. Maruz bırakma nasıl uygulanır? Maruz bırakma farklı biçimlerde gerçekleştirilebilir: - Gerçek yaşamda maruz bırakma: Kişinin korktuğu veya kaçındığı nesne ve durumlarla günlük yaşamda karşılaşmasını içerir. Örneğin belirli bir fobide, korkulan durumla aşamalı olarak temas kurulabilir. - İmgesel maruz bırakma: Korkulan durumun veya travmatik anının terapist eşliğinde zihinde canlandırılmasını ve işlenmesini içerir. - Bedensel duyumlara maruz bırakma: Özellikle panik bozuklukta korkulan çarpıntı, baş dönmesi veya nefes darlığı gibi bedensel duyumların güvenli egzersizlerle kontrollü biçimde oluşturulmasını kapsar. - Sanal gerçeklikle maruz bırakma: Uygun durumlarda korkulan ortamların sanal gerçeklik teknolojisiyle canlandırılmasından yararlanılabilir. Maruz bırakma çoğunlukla daha kolay basamaklardan daha zor basamaklara doğru ilerleyen bir planla uygulanır. Bazı protokollerde daha yoğun uygulamalar bulunabilse de “taşırma” günümüzde her kişi için kullanılan standart bir yöntem değildir. Farklı bozukluklarda nasıl kullanılır? Maruz bırakma, uygulanacağı ruhsal soruna göre farklı biçimlerde yapılandırılır: - Fobilerde: Korkulan nesne veya durumla aşamalı karşılaşma - Panik bozuklukta: Korkulan bedensel duyumlara maruz bırakma - Obsesif kompulsif bozuklukta: Kaygı uyandıran durumla karşılaşma ve kompulsiyonları yapmama; bu yöntem maruz bırakma ve tepki önleme olarak adlandırılır - Travma sonrası stres bozukluğunda: Travmatik anılar ve kaçınılan güvenli durumlarla yapılandırılmış biçimde çalışılan travma odaklı protokoller Bu uygulamalar birbirinin aynısı değildir ve ilgili bozukluğa yönelik özel eğitim gerektirir. Maruz bırakma sırasında kaygı yaşanır mı? Maruz bırakma sırasında geçici olarak kaygı veya sıkıntı yaşanması beklenebilir. Tedavinin hedefi kaygıyı her seferinde hemen ortadan kaldırmak değildir. Kişinin kaygıyla güvenli biçimde kalabilmesi, kaçınmadan hareket edebilmesi ve zamanla yeni öğrenmeler geliştirmesi amaçlanır. Gevşeme ve nefes çalışmaları bazı tedavi programlarında kullanılabilir; ancak her maruz bırakma uygulamasının zorunlu bir parçası değildir. Dikkat dağıtma veya kaygıyı hemen etkisizleştirmeye çalışma, bazı durumlarda kişinin korkulan durumla baş edebildiğini öğrenmesini güçleştirebilir. Bu yöntemlerin kullanımı tedavinin amacına göre terapist tarafından planlanmalıdır. Maruz bırakma terapisi, ilgili bozukluk ve yöntem konusunda eğitimli bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından uygulanmalıdır.
9
Psikanaliz ve Psikodinamik Psikoterapi
Psikanaliz ve psikodinamik psikoterapi, kişinin farkında olmadığı zihinsel süreçlerin, geçmiş yaşantılarının ve ilişki örüntülerinin güncel duygu, düşünce ve davranışları üzerindeki etkisini inceleyen psikoterapi yaklaşımlarıdır. Bu yaklaşımların tarihsel kökenleri Sigmund Freud’un çalışmalarına dayanır. Bununla birlikte günümüzde uygulanan psikodinamik terapiler; bağlanma, kişilerarası ilişkiler, benlik gelişimi ve çağdaş psikanalitik kuramlar gibi farklı alanlardan da etkilenmiştir. Psikodinamik yaklaşımın temel görüşü Psikodinamik yaklaşıma göre insanların bazı duygu, düşünce, dürtü ve içsel çatışmaları bilinçli farkındalığın dışında kalabilir. Kişi geçmiş ilişkilerinde geliştirdiği bazı beklenti ve başa çıkma biçimlerini farkında olmadan güncel ilişkilerinde tekrarlayabilir. Terapi, bu örüntülerin nasıl oluştuğunu ve bugün kişinin yaşamını nasıl etkilediğini anlamasına yardımcı olmayı amaçlar. Hedef yalnızca geçmişi incelemek değil; geçmiş ile bugün arasındaki bağlantıları fark ederek daha esnek ve işlevsel ilişki kurma yolları geliştirmektir. Psikanaliz ile psikodinamik psikoterapi arasındaki fark nedir? İki yaklaşım ortak kuramsal köklere sahip olsa da yalnızca süreleri bakımından birbirinden ayrılmaz. Tedavinin çerçevesi, görüşme sıklığı, terapistin çalışma biçimi ve kullanılan tekniklerin yoğunluğu da farklılık gösterebilir. Psikanaliz Psikanaliz çoğunlukla haftada birkaç görüşmenin yapıldığı, uzun süreli ve yoğun bir tedavi biçimidir. Bazı uygulamalarda kişi divanda uzanırken analist görüş alanının dışında oturabilir. Serbest çağrışım, bilinçdışı çatışmalar, savunma biçimleri ve terapi ilişkisinde ortaya çıkan örüntüler ayrıntılı biçimde incelenir. Psikanaliz, bu alanda kapsamlı eğitim almış bir psikanalist tarafından yürütülür. Psikodinamik psikoterapi Psikodinamik psikoterapi genellikle yüz yüze ve daha düşük seans sıklığıyla uygulanır. Terapist, klasik psikanalize göre görüşmeye daha aktif biçimde katılabilir. Psikodinamik terapi kısa süreli ve belirli bir soruna odaklı olabileceği gibi uzun süreli ve daha kapsamlı da olabilir. Bu nedenle psikodinamik terapinin süresinin her zaman BDT ile aynı olduğu veya mutlaka kısa sürdüğü söylenemez. Psikodinamik terapi nasıl uygulanır? Görüşmelerde kişinin güncel sorunları, duyguları, ilişkileri, geçmiş deneyimleri ve tekrarlayan örüntüleri ele alınabilir. Terapist yalnızca anlatılan olaylara değil, kişinin bu olayları nasıl yaşadığına ve konuşulması güç konulardan nasıl uzaklaştığına da dikkat eder. Tedavide şu alanlar üzerinde çalışılabilir: - Tekrarlayan ilişki örüntüleri - Fark edilmesi veya ifade edilmesi güç duygular - İçsel çatışmalar - Benlik algısı ve özsaygı - Başa çıkma ve savunma biçimleri - Geçmiş yaşantıların güncel ilişkilere etkisi - Terapi ilişkisinde ortaya çıkan duygu ve beklentiler Terapinin amaçları ve kullanılan teknikler, kişinin gereksinimlerine ve uygulanan psikodinamik yönteme göre değişir. Serbest çağrışım nedir? Serbest çağrışım, kişinin zihnine gelen düşünceleri mümkün olduğunca sansürlemeden paylaşmaya teşvik edildiği bir yöntemdir. Düşünceler arasındaki bağlantıların, duyguların ve tekrar eden temaların fark edilmesine yardımcı olabilir. Serbest çağrışım klasik psikanalizde merkezi bir yere sahip olmakla birlikte her psikodinamik terapide aynı yoğunlukta kullanılmaz. Aktarım nedir? Aktarım, kişinin geçmişteki önemli ilişkilerinde geliştirdiği duygu, beklenti ve ilişki biçimlerinin terapi ilişkisinde yeniden ortaya çıkabilmesini ifade eder. Örneğin kişi, geçmişte eleştirilme deneyimleri nedeniyle terapistin sessizliğini eleştiri veya onaylamama olarak yorumlayabilir. Bu deneyimin terapi içinde fark edilmesi ve birlikte incelenmesi, kişinin diğer ilişkilerindeki benzer örüntüleri anlamasına yardımcı olabilir. Aktarım yalnızca psikanalize özgü değildir; ancak psikanalitik ve psikodinamik terapilerde özellikle üzerinde çalışılan bir alandır. Rüyalar yorumlanır mı? Rüyalar, kişinin çağrışımlarını, duygularını ve güncel yaşamındaki temaları anlamaya yardımcı olabilecek materyallerden biri olarak ele alınabilir. Ancak terapist rüyaların tek ve değişmez bir anlamı olduğunu varsaymaz. Rüya çalışması her psikodinamik terapide kullanılmaz ve psikanalitik tedavinin tek ya da en önemli yöntemi değildir. Rüyanın anlamı, kişinin kendi çağrışımları ve yaşam bağlamı içinde birlikte araştırılır. Psikodinamik terapi hangi durumlarda kullanılabilir? Psikodinamik psikoterapinin farklı biçimleri aşağıdaki alanlarda araştırılmıştır: - Depresyon - Bazı anksiyete bozuklukları - Kişilik bozuklukları - Yeme bozuklukları - Bedensel belirtiyle ilişkili bazı sorunlar - Tekrarlayan ilişki güçlükleri - Benlik algısı ve duygu düzenleme sorunları Bilimsel kanıtların kapsamı her sorun ve her psikodinamik yöntem için aynı değildir. Tedavinin uygunluğu kişinin klinik durumu, gereksinimleri, tercihleri ve terapistin bu alandaki yetkinliği dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Psikodinamik terapi ne kadar sürer? Kısa süreli psikodinamik terapiler önceden belirlenmiş bir odak ve sınırlı görüşme sayısıyla uygulanabilir. Uzun süreli psikodinamik psikoterapi ve psikanaliz ise daha kapsamlı hedefler doğrultusunda aylar veya yıllar sürebilir. Tedavinin süresi; başvuru nedeni, belirlenen hedefler, sorunların karmaşıklığı ve kişinin tedaviye verdiği yanıt doğrultusunda terapist ve danışan tarafından birlikte değerlendirilir.
10
Destekleyici Psikoterapi
Destekleyici psikoterapi, kişinin mevcut güçlü yönlerini ve başa çıkma kapasitesini desteklemeyi; ruhsal belirtilerin günlük yaşam üzerindeki etkisini azaltmayı amaçlayan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Tedavide kişinin benlik saygısını, uyum sağlayıcı savunma ve başa çıkma biçimlerini, problem çözme becerilerini ve sosyal işlevselliğini güçlendirmeye odaklanılır. Destekleyici psikoterapinin amaçları: Kişinin gereksinimlerine göre terapinin hedefleri şunları içerebilir: - Kaygı ve ruhsal sıkıntının azaltılması - Umut ve güven duygusunun desteklenmesi - Mevcut güçlü yönlerin fark edilmesi - Günlük sorunlarla başa çıkma becerilerinin geliştirilmesi - Gerçekçi ve uygulanabilir çözümler oluşturulması - Benlik saygısı ve yeterlilik duygusunun güçlendirilmesi - İlişkilerin ve sosyal destek kaynaklarının iyileştirilmesi - Tedaviye uyumun desteklenmesi - Günlük yaşam, iş ve ilişkilerdeki işlevselliğin korunması Amaç kişinin terapiste bağımlı hâle gelmesi değil, kendi kaynaklarını daha etkili biçimde kullanabilmesidir. Terapi nasıl uygulanır? Destekleyici psikoterapide güvene dayalı terapötik ilişki tedavinin temel unsurlarından biridir. Terapist empatik ve yargılamayan bir tutumla dinler; kişinin yaşadığı güçlükleri anlamlandırmasına ve mevcut kaynaklarını harekete geçirmesine yardımcı olur. Görüşmelerde şu yöntemlerden yararlanılabilir: - Etkin dinleme - Duyguların anlaşılması ve geçerli kılınması - Açıklama ve netleştirme - Cesaretlendirme - Gerçekçi güvence - Problem çözme - Alternatif bakış açıları geliştirme - Psikoeğitim - Günlük yaşamın yapılandırılması - Sosyal destek kaynaklarının güçlendirilmesi - Uygun durumlarda yönlendirme ve öneriler Destekleyici psikoterapi yalnızca tavsiye vermek veya kişiyi teselli etmek değildir. Klinik değerlendirmeye ve belirlenen tedavi hedeflerine dayanan profesyonel bir psikoterapi sürecidir. Psikodinamik terapiden farkı nedir? Destekleyici ve psikodinamik yaklaşımlar birbirinden kesin çizgilerle ayrılmayabilir. Her iki yöntemde de kişinin duyguları, ilişkileri ve başa çıkma biçimleri ele alınabilir. İçgörü odaklı psikodinamik terapiler, bilinçdışı çatışmaların ve tekrarlayan ilişki örüntülerinin ayrıntılı biçimde anlaşılmasına daha fazla ağırlık verir. Destekleyici psikoterapi ise kişinin mevcut ruhsal dengesini, başa çıkma kapasitesini ve günlük işlevselliğini korumaya veya geliştirmeye öncelik verir. Destekleyici terapide geçmiş deneyimler gerektiğinde ele alınabilir; ancak amaç her zaman geçmişi derinlemesine çözümlemek değildir. Kişinin o sırada yaşadığı güçlüklerle daha etkili biçimde başa çıkmasına yardımcı olmak ön plandadır. Hangi durumlarda kullanılabilir? Destekleyici psikoterapi farklı klinik durumlarda değerlendirilebilir: - Yaşam değişiklikleri ve uyum güçlükleri - Yas ve kayıp süreçleri - Kaygı ve depresif belirtiler - Kronik ruhsal hastalıklarla baş etme - Fiziksel hastalıkların psikolojik etkileri - Kriz dönemleri - Sosyal destek ve başa çıkma kaynaklarının sınırlı olduğu durumlar - Daha yoğun bir psikoterapiye henüz hazır olunmayan dönemler Bazı kişilerde temel psikoterapi yöntemi olarak uygulanabilir. Daha ağır veya karmaşık ruhsal hastalıklarda ise ilaç tedavisi, rehabilitasyon ya da başka psikososyal müdahalelerle birlikte kapsamlı tedavi planının bir parçası olabilir. Her ruhsal veya bedensel hastalık için tek başına yeterli olduğu söylenemez. Uygunluğu, klinik değerlendirme sonucunda belirlenmelidir. Ne kadar sürer? Destekleyici psikoterapi kısa veya uzun süreli olabilir. Görüşmelerin sıklığı kişinin belirtilerine, işlevselliğine, risk durumuna ve tedavi hedeflerine göre değişir. Kriz dönemlerinde daha sık görüşme gerekebilirken ruhsal durumun dengeli olduğu sürdürme dönemlerinde daha seyrek görüşmeler planlanabilir. Bu nedenle haftada bir görüşme herkes için geçerli bir standart değildir. Destekleyici psikoterapi, bu alanda eğitim ve yetkinlik sahibi bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından uygulanmalıdır.
11
Kişilerarası Terapi
Kişilerarası Psikoterapi (KİT), ruhsal belirtiler ile kişinin güncel ilişkileri ve sosyal yaşamında karşılaştığı güçlükler arasındaki bağlantıya odaklanan, yapılandırılmış ve zaman sınırlı bir psikoterapi yöntemidir. Başlangıçta depresyonun tedavisi için geliştirilmiştir. Bağlanma, iletişim ve kişilerarası ilişkilerle ilgili kuramlardan yararlanır. KİT’e göre ruhsal belirtiler yalnızca ilişki sorunlarından kaynaklanmaz. Bununla birlikte kayıp, çatışma, sosyal destek eksikliği veya yaşam rollerindeki değişiklikler belirtilerin başlamasına ya da sürmesine katkıda bulunabilir. Ruhsal belirtiler de kişinin ilişkilerini güçleştirebilir. Terapi bu karşılıklı etkileşimi ele alır. KİT’in temel çalışma alanları Tedavinin başında kişinin güncel ilişkileri, sosyal destek kaynakları ve belirtilerle bağlantılı kişilerarası güçlükleri değerlendirilir. Terapi çoğunlukla dört temel alandan bir veya ikisine odaklanır: - Yas ve kayıp Önemli bir kişinin kaybıyla ilişkili duyguların ele alınmasına, değişen yaşam koşullarına uyum sağlanmasına ve sosyal bağların yeniden düzenlenmesine odaklanır. KİT, olağan yasın bir hastalık olduğunu varsaymaz. Çalışma daha çok kayıp sonrasında ortaya çıkan veya devam eden ruhsal belirtiler ve işlev kaybı üzerinde yürütülür. - Kişilerarası çatışmalar Eş, aile üyesi, arkadaş veya başka önemli kişilerle yaşanan anlaşmazlıklar ele alınır. Tarafların ilişkiden beklentileri, iletişim biçimleri ve değişime ne ölçüde açık oldukları değerlendirilir. Amaç her ilişkiyi sürdürmek değil; çatışmayı anlamak, iletişimi geliştirmek ve kişi için daha sağlıklı bir çözüm belirlemektir. - Rol değişimleri Evlilik, boşanma, ebeveynlik, emeklilik, iş değişikliği, göç veya hastalık gibi kişinin yaşamındaki rolünü değiştiren durumlara uyum sağlama süreci ele alınır. Terapi, kaybedilen rolün duygusal etkisini anlamaya ve yeni rolün olanakları ile gerekliliklerine uyum sağlamaya yardımcı olur. - Kişilerarası duyarlılıklar Yakın ilişki kurma veya ilişkileri sürdürme konusunda uzun süredir devam eden güçlükler üzerinde çalışılır. Sosyal çevrenin sınırlı olması, yalnızlık, tekrarlayan ilişki sorunları veya başkalarının tepkilerine karşı yoğun hassasiyet bu alanda ele alınabilir. Güncel kullanımda, damgalayıcı olabileceği için “kişilerarası yetersizlik” yerine sıklıkla “kişilerarası duyarlılıklar” ifadesi tercih edilir. KİT nasıl uygulanır? KİT, terapist ve danışanın birlikte belirlediği açık bir odak doğrultusunda ilerler. Terapi genellikle üç aşamada yürütülür: -Başlangıç aşaması: Belirtiler, güncel ilişkiler, sosyal destek kaynakları ve önemli yaşam olayları değerlendirilir. Belirtilerle bağlantılı kişilerarası sorun alanı belirlenir ve tedavi hedefleri oluşturulur. - Çalışma aşaması: Seçilen sorun alanı üzerinde çalışılır. Duyguların tanınması ve ifade edilmesi, iletişim örüntülerinin incelenmesi, seçeneklerin değerlendirilmesi ve yeni kişilerarası davranışların denenmesi bu aşamada yer alabilir. - Sonlandırma aşaması: Kaydedilen ilerleme gözden geçirilir, terapinin sona ermesiyle ilgili duygular konuşulur ve kişinin gelecekte karşılaşabileceği güçlükler için bir sürdürme planı hazırlanır. Terapide hangi yöntemler kullanılır? Kişinin gereksinimlerine göre şu yöntemlerden yararlanılabilir: - Kişilerarası ilişkilerin ve sosyal çevrenin değerlendirilmesi - Duyguların fark edilmesi ve ifade edilmesi - İletişim örüntülerinin incelenmesi - Kişilerarası olayların ayrıntılı analizi - Rol canlandırma - Problem çözme - Sosyal destek kaynaklarının güçlendirilmesi - Yeni iletişim biçimlerinin denenmesi Terapist yalnızca tavsiye veren bir konumda değildir. Kişinin ilişkilerindeki seçenekleri değerlendirmesine ve kendi kararlarını oluşturmasına yardımcı olur. KİT’in amacı nedir? KİT’in temel amaçları şunlardır: - Ruhsal belirtilerin azaltılması - Belirtilerle kişilerarası olaylar arasındaki bağlantının anlaşılması - İletişim becerilerinin geliştirilmesi - Çatışmaların daha etkili biçimde ele alınması - Yaşam değişikliklerine uyum sağlanması - Sosyal desteğin güçlendirilmesi - Kişilerarası işlevselliğin iyileştirilmesi KİT doğrudan kişiliği değiştirmeyi veya bilinçdışı çatışmaları ayrıntılı biçimde çözümlemeyi amaçlamaz. Ancak ilişkilerde kazanılan yeni deneyimler kişinin kendisini ve başkalarını anlama biçiminde daha kalıcı değişikliklere katkı sağlayabilir. Hangi durumlarda kullanılabilir? KİT’in en güçlü bilimsel kanıtı depresyon tedavisiyle ilgilidir. Özellikle ilişki çatışmaları, kayıp, sosyal destek yetersizliği veya önemli yaşam değişimleriyle bağlantılı depresif belirtilerde uygun bir seçenek olabilir. Doğum sonrası depresyon başta olmak üzere farklı yaş grupları ve klinik durumlar için uyarlanmış KİT programları da bulunmaktadır. Ancak bilimsel kanıtların gücü her durum için aynı değildir. KİT ne kadar sürer? KİT zaman sınırlı bir tedavidir. Depresyon için uygulanan standart bireysel programlar çoğunlukla yaklaşık 12–16 görüşmeden oluşur; NICE kılavuzunda genellikle 16 görüşme belirtilmektedir. Görüşme sayısı kişinin klinik durumu, eşlik eden sorunları ve tedavi hedeflerine göre değişebilir. Yinelemeyi önlemek amacıyla daha seyrek sürdürülen destekleyici görüşmeler bazı kişiler için değerlendirilebilir. KİT, bu yönteme özgü eğitim ve yetkinliğe sahip bir ruh sağlığı profesyoneli tarafından uygulanmalıdır.
12
EMDR Terapisi
EMDR, Türkçede “Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme” olarak adlandırılan, travmatik anılarla ilişkili ruhsal belirtilerin tedavisinde kullanılan yapılandırılmış bir psikoterapi yöntemidir. Francine Shapiro tarafından 1980’lerin sonlarında geliştirilen EMDR, günümüzde özellikle travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) tedavisinde kullanılan travma odaklı psikoterapilerden biridir. EMDR hangi durumlarda uygulanır? EMDR’nin etkinliğine ilişkin en güçlü bilimsel kanıtlar travma sonrası stres bozukluğu içindir. Dünya Sağlık Örgütü, NICE ve VA/DoD klinik kılavuzlarında TSSB tedavisinde değerlendirilebilecek psikoterapi yöntemleri arasında yer almaktadır. EMDR ayrıca travmatik veya yoğun sıkıntı veren yaşam deneyimleriyle ilişkili bazı belirtilerde de kullanılabilir. Bununla birlikte anksiyete bozuklukları, depresyon, yas, bağımlılık, kronik ağrı veya başka ruhsal sorunlarda EMDR’nin etkinliğine ilişkin kanıtların düzeyi aynı değildir. Bu nedenle EMDR’nin uygun olup olmadığı yalnızca tanıya göre değil; kişinin belirtileri, ruhsal durumu, travma öyküsü, güvenliği ve tedavi gereksinimleri değerlendirilerek belirlenmelidir. EMDR nasıl uygulanır? EMDR sırasında kişi, terapistin yönlendirmesiyle belirlenen bir anıya veya anının belirli yönlerine odaklanır. Aynı sırada iki yönlü uyarım uygulanır. Bu uyarım çoğunlukla terapistin el hareketlerinin gözlerle izlenmesiyle gerçekleştirilir. Bazı durumlarda dönüşümlü dokunuşlar veya sesler de kullanılabilir. Amaç, travmatik anıyı silmek veya unutturmak değildir. Tedavi, anının kişi üzerindeki yoğun duygusal etkisinin azalmasına ve anıyla ilişkili düşünce, duygu ve bedensel tepkilerin daha işlevsel biçimde ele alınmasına yardımcı olmayı amaçlar. EMDR’nin belirtileri hangi mekanizmalarla azalttığı konusunda farklı bilimsel açıklamalar bulunmaktadır. Çalışma belleğinin yüklenmesi ve iki yönlü uyarımın anının işlenmesine etkisi bunlar arasındadır. Ancak yöntemin kesin etki mekanizması henüz tam olarak açıklanmış değildir. EMDR terapisinin aşamaları: Standart EMDR uygulaması sekiz aşamalı bir protokol izler: 1. Öykü alma ve tedavi planlama 2. Hazırlık 3. Değerlendirme 4. Duyarsızlaştırma 5. Olumlu inancın yerleştirilmesi 6. Beden taraması 7. Kapanış 8. Yeniden değerlendirme Terapi yalnızca göz hareketlerinden oluşmaz. Tedaviye başlamadan önce kişinin belirtileri, başa çıkma kapasitesi ve güvenliği değerlendirilir. Gerektiğinde duygu düzenleme ve kendini sakinleştirme becerileri üzerinde çalışılır. EMDR’de sıklıkla geçmişteki anılar, bu anılarla ilişkili güncel tetikleyiciler ve gelecekte karşılaşılabilecek durumlar birlikte ele alınır. Travmatik deneyimi ayrıntılı biçimde anlatmak gerekir mi? EMDR sırasında hedef anının belirli yönlerine odaklanılması gerekir. Ancak kişinin yaşadığı olayı baştan sona ve tüm ayrıntılarıyla sözlü olarak anlatması her zaman gerekli değildir. Bununla birlikte terapi sırasında travmatik anılarla ilişkili görüntüler, düşünceler, duygular veya bedensel duyumlar geçici olarak canlanabilir. Bu nedenle süreç, travma konusunda eğitimli bir terapist tarafından kişinin hazır oluşu ve toleransı dikkate alınarak yürütülmelidir. EMDR ne kadar sürer? Seansların süresi ve toplam görüşme sayısı kişiye göre değişir. Başvuru nedeni, travmaların sayısı ve niteliği, eşlik eden ruhsal sorunlar ve kişinin tedaviye verdiği yanıt süreyi etkileyebilir. NICE kılavuzu, erişkinlerde TSSB tedavisinin çoğunlukla 8–12 seans şeklinde planlanabileceğini; birden fazla travmanın bulunduğu durumlarda daha uzun bir sürecin gerekebileceğini belirtmektedir. Bu sayı herkes için geçerli sabit bir kural değildir. EMDR diğer tedavilerle birlikte uygulanabilir mi? EMDR tek başına bir travma odaklı psikoterapi olarak uygulanabileceği gibi daha kapsamlı bir tedavi planının parçası da olabilir. Eşlik eden ruhsal hastalıklara göre başka psikoterapi yöntemleri veya ilaç tedavisiyle birlikte kullanılabilir. EMDR’nin diğer psikoterapilerden her zaman daha kısa sürdüğü veya herkes için daha etkili olduğu söylenemez. Tedavi seçimi; bilimsel kanıtlar, kişinin klinik durumu, tercihleri ve terapistin yetkinliği dikkate alınarak yapılmalıdır. EMDR’yi kim uygulayabilir? EMDR bir ruh sağlığı tedavisidir. Bu nedenle yalnızca psikoterapi uygulama yetkisi bulunan ve EMDR konusunda yeterli eğitim ile klinik deneyime sahip ruh sağlığı profesyonelleri tarafından uygulanmalıdır. Terapiye başlamadan önce uygulayıcının mesleki unvanı, psikoterapi eğitimi, EMDR alanındaki yetkinliği ve sürecin nasıl yürütüleceği hakkında bilgi alınması önemlidir.
Teleterapi ve Telepsikiyatri
Teleterapi, psikoterapi görüşmelerinin; telepsikiyatri ise psikiyatrik değerlendirme, tedavi ve izlem hizmetlerinin güvenli iletişim teknolojileri aracılığıyla uzaktan yürütülmesidir. Bu uygulamalar, ruh sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaştırabilir ve tedavinin sürekliliğini destekleyebilir.
Telepsikiyatri kapsamında, klinik açıdan uygun olduğunda psikiyatrik değerlendirme, kontrol görüşmeleri, tedavinin izlenmesi, psikoeğitim ve ilaç tedavisinin değerlendirilmesi gerçekleştirilebilir. Teleterapi ise bireysel, çift, aile veya grup psikoterapilerinin çevrim içi ortamda uygulanmasını kapsayabilir.
Araştırmalar, uygun koşullarda yürütülen görüntülü ruh sağlığı görüşmelerinin birçok kişi ve klinik durum için yüz yüze görüşmelere benzer yararlar sağlayabildiğini göstermektedir. Bununla birlikte uzaktan görüşme, her kişi ve her durum için uygun olmayabilir. Görüşmenin nasıl sürdürüleceğine; kişinin klinik gereksinimleri, tercihleri, güvenliği, mahremiyet koşulları ve teknolojik olanakları birlikte değerlendirilerek karar verilir.
Akut kriz, belirgin kendine veya başkasına zarar verme riski, fiziksel muayene ya da yüz yüze müdahale gereksinimi gibi durumlarda uzaktan görüşme yeterli olmayabilir. Psikiyatrist gerekli gördüğünde yüz yüze değerlendirme önerebilir veya kişiyi uygun bir sağlık kuruluşuna yönlendirebilir.
Uzaktan görüşmelerin sessiz ve mahrem bir ortamda, güvenli bir bağlantı üzerinden gerçekleştirilmesi önemlidir. Görüşmenin izinsiz kaydedilmemesi ve kişisel sağlık bilgilerinin korunması gerekir. Türkiye’de uzaktan sağlık hizmetleri, ilgili mevzuat ve mesleki etik ilkeler doğrultusunda sunulur.
Teleterapi veya telepsikiyatrinin sizin için uygun olup olmadığına, yapılacak klinik değerlendirme sonrasında uzmanınızla birlikte karar verebilirsiniz.
Acil durumlarda: Kendinize ya da bir başkasına zarar verme riski bulunuyorsa çevrim içi randevuyu beklemeyin; 112’yi arayın veya en yakın acil servise başvurun.
