top of page

Enflasyon depresyon riskini artırıyor mu?

31 Tem 2023
5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 10 Ağu


Depresyon, günlük yaşamımızda pek yabancısı olmadığımız bir kavram. Bu yazıda geçim zorlukları, gelir kayıpları, borçlanma, varlık sorunları ve günümüzde daha çok gündemde olan enflasyondaki yakıcı artışın depresyonla ilişkisine dair yapılan çalışmalara göz atacağız. Ancak depresyonun mali sıkıntılarla ilişkisine geçmeden önce, depresyonla ilgili bazı genel noktalara değinmekte yarar var.


Depresyon, en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olmasının yanı sıra dünya çapında engellilik ve sağlık kaybının önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. Yaşam boyu depresyon riskinin yaklaşık %11–15 olduğu tahmin ediliyor. Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık iki kat daha sık görülüyor. İlk depresyon atağı ergenlikten orta yaşlara kadar geniş bir zaman aralığında başlayabilse de ortalama başlangıç yaşı yirmili yaşların ortalarına denk geliyor.


Depresyon; üzüntü, umutsuzluk, ilgi veya zevk kaybı, suçluluk ve değersizlik düşünceleri, uyku ve iştah değişiklikleri, yorgunluk ve konsantrasyon sorunları gibi günlük işlevselliği bozan belirtilerle kendini gösterebilir. Tedavi edilmeyen depresyon atakları aylarca, bazı durumlarda daha uzun süre devam edebilir. İyileşme sonrasında yeni depresyon ataklarının ortaya çıkması da az rastlanan bir durum değildir. Raporlar, depresyonun 2030 yılına kadar dünya çapında hastalık yükünün önde gelen nedeni olacağını öngörmektedir.


Depresyonun gelişiminde biyolojik ve genetik yatkınlıkların yanı sıra toplumsal ve çevresel koşullar da önemli rol oynar. Yaşadığımız ekonomik çevre, bu toplumsal belirleyicilerden biridir. Son yıllarda çok sayıda araştırma, depresyon ile farklı mali stres göstergeleri arasındaki ilişkiye odaklanmış durumda.


Mali sıkıntılar ile depresyon arasındaki ilişki


Bu konuda 2022 yılında yayımlanan bir sistematik inceleme, 40 gözlemsel araştırmayı birlikte değerlendirmiş ve aşağıdaki sonuçları ön plana çıkarmıştır:


  • Gelir, bireyin veya hane halkının ekonomik durumunu değerlendirmede en sık kullanılan göstergelerden biridir. Ancak gelir ile depresyon arasındaki ilişki bütün çalışmalarda aynı değildir. İncelemeye alınan on bir çalışmanın yedisinde düşük gelir ile daha yüksek depresif belirti riski arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

  • Mali zorluklarla karşılaşan bireylerde depresif belirtilerin daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Özellikle temel ihtiyaçları karşılayamama ve ekonomik geleceğe ilişkin belirsizlik, yalnızca maddi değil, aynı zamanda psikolojik bir yük oluşturabilir.

  • On dört çalışmada borç ile depresyon arasındaki ilişki incelenmiştir. Borcun gelire veya varlıklara oranının yükselmesi, daha yüksek depresyon puanlarıyla ilişkili bulunmuştur. Konut kredisi veya kira ödemelerinde yaşanan güçlükler de depresif belirtilerle güçlü bir ilişki göstermiştir. Ancak bu sonuçların borcun tek başına depresyona neden olduğunu kanıtlamadığını unutmamak gerekir.

  • Hane halkı serveti ile depresyon arasındaki ilişkiyi inceleyen iki boylamsal çalışmada, servetteki artışın depresif belirti riskindeki azalmayla ilişkili olduğu görülmüştür.

  • On bir çalışma; algılanan finansal stres, mali memnuniyetsizlik ve ekonomik baskı gibi öznel finansal göstergeleri incelemiştir. Bu çalışmaların tamamında algılanan mali baskı ile depresif belirtiler arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur.


Çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde maddi yoksunluk, teminatsız borçlar, mali sıkıntılar ve algılanan finansal stresin depresif belirtilerle daha tutarlı biçimde ilişkili olduğu görülüyor. Buna karşılık mutlak gelir ve servet düzeylerinin depresyonla ilişkisi daha belirsiz. Kişinin çevresindekilere göre kendisini ne ölçüde yoksun hissettiği, sahip olduğu mutlak gelirden bazen daha önemli olabiliyor.


Burada önemli bir yöntemsel sınırlılık var: İncelemeye alınan çalışmaların yaklaşık yarısı kesitsel niteliktedir. Bu nedenle mali sıkıntının depresyona mı yol açtığını, depresyonun kişinin mali durumunu mu bozduğunu veya her ikisinin birden mi geçerli olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değildir.


Finansal baskı zaman içinde de etkisini sürdürüyor mu?

Translational Psychiatry dergisinde 2023 yılında yayımlanan başka bir incelemede, Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılmış 58 boylamsal araştırma değerlendirilmiştir. Bu araştırmaların 48’inde, yani yaklaşık %83’ünde, finansal sıkıntı ile depresyon arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuş.


Boylamsal araştırmalar kişileri zaman içinde izlediği için kesitsel çalışmalara göre ilişkinin yönü hakkında daha güçlü bilgiler sağlayabilir. Buna rağmen sosyal koşullar, işsizlik, bedensel hastalıklar ve sağlık hizmetlerine erişim gibi değişkenlerin etkisini bütünüyle ayırmak kolay değildir. Ayrıca finansal sıkıntının tanımı çalışmalar arasında önemli ölçüde değişmektedir.


Yine de ortaya çıkan genel örüntü oldukça tutarlı görünüyor: Finansal baskı arttıkça depresif belirtiler de artma eğilimi gösteriyor.


Enflasyonun getirdiği zorluklar ruh sağlığına nasıl yansıyor?

Enflasyon ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi doğrudan ele alan 2023 tarihli bir çalışma bu konuda önemli bilgiler sunuyor. Araştırmada, Amerika Birleşik Devletleri’nde tüketici fiyatlarının Kasım 2022’de bir önceki yılın aynı dönemine göre %7,1 arttığı bir dönemde, enflasyonun günlük yaşamda oluşturduğu güçlükler incelenmiştir.


Çalışma, Eylül–Kasım 2022 döneminde ABD Hanehalkı Nabız Araştırması’na katılan 119.531 yetişkinin verilerine dayanmaktadır. Ruhsal sıkıntı, depresyon ve anksiyete belirtilerini tarayan dört maddelik PHQ-4 kullanılarak değerlendirilmiştir.


Katılımcılara fiyat artışlarıyla başa çıkabilmek için yaşamlarında ne tür değişiklikler yaptıkları sorulmuştur. Daha az taze ürün veya et satın almak, araba kullanımını azaltmak, büyük alışverişleri ertelemek, daha fazla çalışmak, yakınlarından yardım istemek ve tıbbi tedaviyi ertelemek gibi 18 farklı enflasyon güçlüğü değerlendirilmiştir.


Sonuçlar, daha fazla sayıda enflasyon güçlüğü yaşayan kişilerin daha yüksek düzeyde ruhsal sıkıntı bildirdiğini gösteriyor. Beş veya daha fazla güçlük yaşayanlar en yüksek sıkıntı düzeyine sahipti. Tıbbi bakımın ertelenmesi ve aileden veya arkadaşlardan yardım istemek zorunda kalınması, özellikle yüksek ruhsal sıkıntıyla ilişkili bulundu.


Bu sonuçlar, enflasyonun yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını gösteriyor. Bazen enflasyon, diş tedavisini ertelemek, kırılan gözlüğü değiştirememek, sofradan bazı yiyecekleri eksiltmek veya geçinebilmek için daha fazla çalışmak anlamına geliyor. Ruhsal yükü oluşturan da büyük ölçüde bu gündelik kayıplar ve zorunlu tercihler olabilir.


Finansal stres depresyonla nasıl ilişki kuruyor?

Finansal stres ile depresyon arasındaki ilişkinin arkasında üç olası mekanizma tartışılıyor:

Sosyal nedensellik: Düşük gelir veya düşük servete sahip bireyler ve haneler; ekonomik belirsizlik, yoksunluk, yetersiz beslenme, sağlıksız yaşam koşulları ve sağlık hizmetlerine erişememe gibi streslere karşı daha savunmasız kalabilir. Bu koşullar depresif belirtilerin gelişmesine katkıda bulunabilir.

Psikolojik stres: Bazen kişinin algıladığı finansal yük, nesnel gelir veya borç miktarı kadar, hatta ondan daha önemli olabilir. Ekonomik güçlüğün yanında gelecekte daha kötü sonuçlarla karşılaşma beklentisi de kişiyi sürekli bir tehdit duygusu içinde bırakabilir. Bu nedenle finansal stresin hem nesnel boyutu hem de kişi tarafından nasıl algılandığı önemlidir.

Sosyal seçilim: İlişkinin ters yönde işlemesi de mümkündür. Depresif belirtiler kişinin çalışma kapasitesini, karar verme becerisini ve üretkenliğini azaltarak mali durumunun kötüleşmesine katkıda bulunabilir. Böylece finansal stres depresif belirtileri artırırken depresyon da finansal sorunları derinleştirebilir ve giderek bir kısır döngü oluşabilir.

Türkiye açısından ne söyleyebiliriz?

Bu araştırmaların çoğu yüksek gelirli ülkelerde yapılmıştır. Dolayısıyla sonuçları Türkiye’ye doğrudan aktarmak bilimsel açıdan ihtiyat gerektirir. Bununla birlikte enflasyonun gündelik hayattaki karşılığı ülkeden ülkeye çok da değişmiyor. Temel gereksinimlerden vazgeçmek, borçlanmak, daha fazla çalışmak ve sağlık hizmetlerini ertelemek… Üstelik enflasyonun yükü toplumun bütün kesimlerine eşit dağılmıyor. Birikimi ve taşınır ya da taşınmaz varlığı bulunanlar kendilerini kısmen koruyabilirken, ücretliler, emekliler, işsizler ve düşük gelirli kesimler gelir kaybını çok daha yakıcı biçimde yaşıyor.


COVID-19 pandemisi ve küresel ekonomik gelişmeler enflasyon üzerinde kuşkusuz etkili oldu. Bununla birlikte Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyonu değerlendirirken uygulanan ekonomi politikalarının, kurumsal tercihlerin ve öngörülebilirlikteki azalmanın muhtemel etkilerini de göz önünde bulundurmak gerekir. Ekonomik kararların sonuçları, farklı gelir gruplarının gündelik yaşamına aynı şekilde yansımayabilir.


Merkez Bankasının 2023 yıl sonu enflasyon tahminini %22,3’ten %58’e yükseltmesi, karşı karşıya olduğumuz belirsizliğin büyüklüğünü gösteriyor. Bu durum, insanların geleceğe ilişkin plan yapmasını zorlaştıran koşullara işaret ediyor. Ne kadar kazanacağını, borcunu nasıl ödeyeceğini veya temel ihtiyaçlarını hangi ölçüde karşılayabileceğini öngörememek, kişide süreklilik gösteren bir kaygı ve güvensizlik duygusu oluşturabilir.


Burada önemli bir paradoksla karşılaşıyoruz. Ekonomik güçlükler arttıkça ruh sağlığı desteğine duyulan ihtiyaç da artabilir. Ancak aynı güçlükler insanların bu desteğe ulaşmasını zorlaştırabilir. Psikoterapinin “ertelenebilir bir gider” veya “lüks” olarak görülmesi her zaman yalnızca bireysel bir tercih değildir. Ruh sağlığı hizmetlerinin ulaşılabilirliği ve maliyeti de bu karar üzerinde belirleyici olabilir. İhtiyacın arttığı bir dönemde desteğin daha az ulaşılabilir hâle gelmesi, ekonomik sıkıntıların ruhsal etkisini derinleştirebilir.


Enflasyonun ruh sağlığı üzerindeki etkisini yalnızca bireyin stresle baş etme becerisi üzerinden açıklamak yeterli değildir. Ekonomik güçlüklerin ruhsal sonuçlarını değerlendirirken bireysel dayanıklılığın yanı sıra toplumsal koşulları da göz önünde bulundurmak gerekir. Çünkü bazı ruhsal yükler yalnızca insanın iç dünyasından değil, içinde yaşadığı koşulların ağırlığından da kaynaklanır. Çözümü de yalnızca bireyin daha güçlü olmasında değil, insanların kendilerini daha güvende hissedebilecekleri sosyal ve ekonomik koşulların oluşturulmasında aramak gerekir.


Kaynaklar

  1. Malhi GS ve ark. The 2020 Royal Australian and New Zealand College of Psychiatrists Clinical Practice Guidelines for Mood Disorders: Major Depression Summary. Bipolar Disorders. 2020;22(8):788–804.

  2. Guan N, Guariglia A, Moore P, Xu F, Al-Janabi H. Financial Stress and Depression in Adults: A Systematic Review. PLOS ONE. 2022;17(2).

  3. Ettman CK ve ark. Financial Strain and Depression in the U.S.: A Scoping Review. Translational Psychiatry. 2023;13:168.

  4. Louie P, Wu C, Shahidi FV, Siddiqi A. Inflation Hardship, Gender, and Mental Health. SSM–Population Health. 2023;23:101452.

  5. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Enflasyon Raporu 2023-III. 27 Temmuz 2023.


Yorumlar


© 2026 Doç. Dr. Vahap Karabulut. Tüm hakları saklıdır.

bottom of page