top of page

Enflasyon depresyonu tetikliyor mu?

Güncelleme tarihi: 6 gün önce


Depresyon, günlük yaşamımızda pek yabancısı olmadığımız bir kavram. Bu yazıda, geçim zorlukları, varlık sorunları, gelirdeki kayıplar, borçlanma ve günümüzde daha çok gündemde olan enflasyondaki yakıcı artışın depresyonla ilişkisine dair yapılan çalışmalara göz atacağız. Ancak depresyonun mali sıkıntılarla ilişkisine geçmeden önce, depresyonla ilgili bazı genel noktalara değinmekte yarar var.


Depresyon, en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olmasının yanı sıra, dünya çapında engellilik ve sağlıkta bozulmanın önde gelen nedenleri arasında yer almaktadır. Yaşam boyu depresyon riskinin %15-18 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık iki kat daha sık görülür. Depresyon genellikle ergenlik döneminin ortalarında başlar ve yaşamın dördüncü ve beşinci on yılına doğru sıklığı artar. Depresyon, üzüntü, umutsuzluk, ilgi veya zevk kaybı, suçluluk duyguları, düşük öz-değer hissi, uyku veya iştah değişiklikleri, yorgunluk ve konsantrasyon sorunları gibi günlük işlevselliği bozan belirtilerle kendini gösterebilir. Tedavi edilmeyen depresyon atakları genellikle birkaç aydan, bazen yıllarca sürebilir ve tedaviyle bile tam iyileşme bir yılı bulabilir. İyileşme sonrasında, hastaların yarıya varan bir oranda yaşamları boyunca depresyon atakları tekrarlayabilir. Raporlar, depresyonun 2030 yılına kadar dünya çapında hastalık yükünün önde gelen nedeni olacağını öngörmektedir.


Depresyonun gelişiminde toplumsal ve çevresel faktörlerin yanı sıra altta yatan biyolojik ve genetik faktörler de önemli bir rol oynar. Birçok sosyal ve ekonomik belirleyicinin depresyon üzerinde etkili olduğunu görüyoruz. Birçok çalışma, depresyon ile çeşitli mali stres göstergeleri arasındaki ilişkilere odaklanmış durumda. Yakın zamanda yapılan üç çalışmanın verilerini aşağıda paylaşıyorum:


Bu konuda yapılan güncel bir çalışma, 40 araştırma makalesinin analizini içermekte ve aşağıda özetlediğim noktaları ön plana çıkarıyor:

  • Gelir, bireyin veya hane halkının ekonomik durumunun en yaygın kullanılan göstergelerinden biridir, ancak gelir ile depresyon arasındaki ilişki kesin değildir. Yine de yapılan on bir çalışmadan yedisinde, düşük gelir ile daha yüksek depresif belirtiler riski arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

  • Mali zorluklarla karşılaşan bireylerin, geçmişte mali zorluk yaşamamış olanlara göre depresyona yakalanma olasılığının daha yüksek olduğu saptanmıştır.

  • On dört çalışma, borç ve depresyon arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Borç-varlık oranı veya borç-gelir oranı, daha yüksek depresyon puanları ile tutarlı ve pozitif bir ilişki içindedir. Borç seviyesindeki artışın depresif semptomları artırdığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, konut ödeme sorunlarının daha yüksek depresyon puanları ile güçlü bir ilişki içinde olduğu bulunmuştur.

  • Zenginlik ve depresyon arasındaki ilişkiyi inceleyen iki boylamsal çalışmada, hanehalkı servetindeki artışın, depresif semptom riskinde azalma ile istatistiksel olarak ilişkili olduğu bulunmuştur

  • On bir çalışma, sübjektif finansal göstergelerin (örneğin sübjektif finansal stres, finansal memnuniyetsizlik veya finansal stres) depresyon ile ilişkisini incelemiştir. Tüm çalışmalar, algılanan finansal baskının depresyon ile pozitif bir ilişki içinde olduğunu rapor etmiştir.

  • Çalışmaya dahil edilen tüm makaleler birlikte analiz edildiğinde, maddi varlıklar, teminatsız borç (örneğin tüketici borcu, kredi kartı borcu), mali sıkıntı ve mali stres gibi ekonomik göstergelerin depresif belirtilerin görece güçlü ve kalıcı belirleyicileri olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, mutlak gelir ve servet düzeylerinin depresyonla kesin olmayan bir ilişkisi olduğu saptanmıştır. Göreceli gelir veya göreceli zenginlik ile depresif belirtiler arasında, mutlak gelir veya zenginlik ile depresyon arasındaki ilişkiden daha güçlü bir ilişki olduğu görülmüştür.


Finansal zorluklar ile depresyon arasındaki bağlantı hakkında yakın zamanda Nature dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, dahil edilen makalelerin %88'i Amerika Birleşik Devletleri'nde mali sıkıntı ve depresyon arasında anlamlı pozitif bir ilişki buldu.


Güncel bir başka çalışma, enflasyon ile ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerine önemli bilgiler sunmaktadır. Çalışmada, ABD'de 2022 yılında yaşanan %7,1'lik hızlı enflasyon artışının ruh sağlığı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmada, sıkıntı düzeyi, anksiyete ve depresyon düzeyleri, Hasta Sağlığı Anketi (PHQ-4) ölçeği ile ölçülmüştür. Katılımcılara yöneltilen "Fiyat artışlarıyla başa çıkmak için neler yaptınız?" sorusuyla, 18 farklı enflasyon sorunu değerlendirilmiştir (örneğin, daha az taze ürün veya et satın alma, daha az araba kullanma veya ulaşım şeklini değiştirme, büyük satın alımları erteleme, tıbbi tedaviyi erteleyerek geliri desteklemek için ek iş veya vardiya çalışma vb.).

Sonuçlar, enflasyonun Amerikalılar arasında önemli bir sıkıntı kaynağı olduğunu gösteriyor; enflasyon zorlukları yaşayan bireylerin, yaşamayanlara kıyasla daha yüksek düzeyde ruhsal sıkıntı bildirdiği ortaya konmuştur. Dahası, beş veya daha fazla enflasyon zorluğuna maruz kalan bireylerin en yüksek sıkıntı seviyelerini rapor ettiği belirlenmiştir. Yani, enflasyonun getirdiği yaşam zorlukları arttıkça, kişilerin ruhsal sıkıntı düzeylerinde artış gözlenmektedir. Bu çalışmada, enflasyonun getirdiği en büyük zorlukların başında kişilerin tıbbi bakıma ulaşımı geciktirmesi olduğu görülmüştür. Örneğin, diş tedavisi veya kırık gözlük camının değiştirilmesi gibi ihtiyaçlar, kişiler tarafından öncelikli olarak ihmal edilmektedir.

Finansal stres ve depresyon arasındaki ilişkinin arkasında üç olası mekanizma tartışılmaktadır; 
Sosyal nedensellik: Düşük gelire veya düşük servete sahip bireyler veya haneler, ekonomik belirsizliğe, sağlıksız yaşam tarzına, daha kötü yaşam ortamına, yoksunluğa, yetersiz beslenmeye zemin hazırlayan finansal stresler sonucu depresif belirtiler geliştirme riskine karşı daha savunmasız kalırlar. 
Psikolojik stres: Bazen algılanan finansal stresin yükü objektif ölçütlerden daha önemli olabilmektedir. Finansal stresin yanında kötü sonuç beklentisi de depresyona neden olabilir. Bu nedenle hem kişinin finansal stres algısının hem de finansal stresin nesnel ölçümlerinin, finansal stres ve depresyon arasındaki ilişkinin merkezinde yattığına inanılmaktadır.
Sosyal seçilim teorisi: Ruhsal bozuklukları olan bireylerin daha kötü bir mali duruma sürüklenme veya daha kötü bir mali durumu sürdürme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtmektedir. Depresif belirtiler kişinin üretkenliğini bozarak finansal stres yükünü daha da kötüleştirebilmektedir.

Covid-19 pandemisi ve izlenen ekonomik politikaların toplum üzerinde daha büyük finansal baskıya ve bununla birlikte çeşitli ruh sağlığı sonuçlarına yol açabileceği tahmin edilebilir. Merkez Bankası'nın 2023 yıl sonu enflasyon tahminini %22,3'ten %58'e çıkarması, karşı karşıya olduğumuz zorlukların ciddiyetini ortaya koymaktadır. Gelecek yıllarda artan mali baskının ve bunun nüfusun ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin farkında olmalıyız.

Krizle birlikte, kişilerin ruhsal sağlık sorunları artarken yaşanan maddi zorluklar da onları daha fazla tasarruf yapmaya yönlendirecek. Muhtemelen ruh sağlığı hizmetlerine artan ihtiyaca rağmen, terapi desteği almak lüks olarak algılanacak ve bu konuda daha çekingen davranmak zorunda kalacağız


  • Malhi, Gin S., et al. "The 2020 Royal Australian and New Zealand College of Psychiatrists clinical practice guidelines for mood disorders: major depression summary." Bipolar disorders 22.8 (2020): 788-804.

  • Guan, Naijie, et al. "Financial stress and depression in adults: A systematic review." PloS one 17.2 (2022): e0264041.

  • Ettman, Catherine K., et al. "Financial strain and depression in the US: a scoping review." Translational Psychiatry 13.1 (2023): 168.

  • Louie, Patricia, et al. "Inflation hardship, gender, and mental health." SSM-Population Health (2023): 101452.

66 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page