Kendimize karşı yeterince adil miyiz?
Güncelleme tarihi: 10 Ağu
Ötekine karşı adil olmanın ilk şartı, kendimize karşı adil olabilmektir. Adalet, önce insanın kendisine hakkını vermesiyle başlar.

ODTÜ Yayıncılık, David A. White’ın Çocuklar İçin Felsefe kitabının Türkçe çevirisini yayımlayarak çocuklar için felsefe alanında önemli bir kaynak sundu (1). Kitap, filozofların dünyaya ilişkin meraklarını ve felsefi düşüncelerini basit bir dille anlatarak felsefeyi çocuklar için keyifli hâle getiriyor. Çocuklarınızla birlikte tartışarak keyifle okumanızı şiddetle öneriyorum.
Kitap, adalet kavramını Platon’un Devlet adlı eserinden alınan bir soru üzerinden tartışıyor. Bir yargıya varmanın görece kolay olduğu ilk örneğin ardından daha karmaşık bir örnekle devam ediyor:
Ailenizdeki bir yetişkinin, arkadaşlarından birine ait silahı ödünç aldığını düşünün. Silahın ödünç alındığı zamanla sahibinin onu geri istediği zaman arasında, silah sahibinin muhakeme yetisini kaybetmesine yol açan ağır bir ruhsal kriz geçirdiğini varsayın. Adaletin basit bir tanımına göre hakkaniyetli davranış, ödünç alınan nesnenin sahibine geri verilmesini gerektirir. Ancak bu örnekte bir yargıya varmak o kadar da kolay değildir.
Peki, bu durumda seçeneklerimiz neler olabilir? Adil davranış hangisidir?
Silahı geri vermemek: Silahın sahibi muhakeme yetisini kaybetmiştir ve silahı ele geçirdiğinde ne yapacağı belirsizdir. Ancak bu seçenekte, ödünç alınan bir nesnenin sahibine geri verilmesi gerektiğini söyleyen basit adalet tanımına aykırı davranılmış olacaktır.
Silahı geri vermek: Silah ona aittir; onun malıdır. Aynı basit tanıma göre adil olan, silahı sahibine geri vermektir.
Fakat muhakeme yetisini kaybetmiş birine silahını geri vermek gerçekten adil bir davranış mıdır?
Peki, başka bir seçenek var mı?
Adalet kavramına yeni boyutlar ekledikçe tartışma da çeşitlenir. Platon, Devlet adlı eseri boyunca adaletin ne olduğunu sorgulamayı sürdürür. Adaletin etik, hukuki, felsefi ve psikolojik yönleriyle tartışılabilecek pek çok boyutu vardır.
Adalet çoğunlukla diğer bireylere ya da gruplara nasıl davranıldığı meselesi olarak ele alınır. Ancak adaletin, bir birey olarak kendimizle ilgili bir yönü de vardır. Başkalarının bize reva gördüğü adaletin ötesinde, bazen içimizde gözettiğimiz kendi adalet dengemiz devreye girer.
Platon, adaleti yalnızca devletin düzeniyle değil, insanın kendi içindeki düzenle de ilişkilendirir. Buradan hareketle, konuşurken, davranırken ya da bir seçim yaparken kendimize adil olabilmemiz için öncelikle kendimizi tanımamız gerektiğini söyleyebiliriz.
Kendi içsel gereksinimlerimizin yeterince farkında olmadığımızda, başkalarına karşı adil davranmaya çalışsak bile kendimize aynı hakkaniyeti göstermeyebiliriz. Kendi ihtiyaçlarımızı sürekli geri plana atmak, zamanla kendimizle kurduğumuz ilişkiyi ve ruhsal dengemizi zorlayabilir. Çünkü adalet, yalnızca başkalarının haklarını gözetmek değil, kendi ihtiyaçlarımızı ve sınırlarımızı da hesaba katmaktır. Bu nedenle, kendisine adil davranamayan birinin başkalarına karşı adil olma iddiası da bir yönüyle eksik kalacaktır.
Bağlanma kuramı açısından baktığımızda, erken dönem ilişkilerimiz yalnızca başkalarından ne beklediğimizi değil, kendimizi nasıl gördüğümüzü de etkiler. Güvensiz bağlanma örüntülerinde kişi bazen kendi ihtiyaçlarını yok sayarak ötekini ön plana çıkarabilir. Bazen de kendisini korumak için başkalarının ihtiyaçlarından ve yakın ilişkilerden uzaklaşabilir. Böylece kişinin kendisiyle öteki arasındaki dengeyi sürdürmesi zorlaşabilir.
Bu örüntüler bazı ruhsal sorunlara yatkınlık oluşturabilir. Ancak güvensiz bağlanma tek başına bir psikopatoloji değildir. Geçmişimiz bizi etkiler, fakat geleceğimizi değişmez biçimde belirlemek zorunda değildir.
Geçmişimiz, işimizi zorlaştıran bir gerçek olarak önümüzde durabilir. Ancak kim olduğumuzu, ne istediğimizi ve hayatımızı nasıl geçirmek istediğimizi düşünerek kendimizi tanımaya çalışırsak, kendimize karşı daha adil davranma şansımız olabilir.
Geçmişin gölgesinde mahsur kalmak zorunda değiliz. Kendimizi anlamak ve kabul etmek, iç huzurumuzu sağlamanın ve gelecekte daha adil bir yaşam kurmanın temelini oluşturabilir.
Kendimize karşı ne ölçüde adil olduğumuzu fark etmek her zaman kolay olmayabilir. Geçmişten taşıdığımız ilişki örüntüleri, ihtiyaçlarımızı geri plana atmamıza, sınırlarımızı koruyamamamıza ya da kendimize başkalarına göstermediğimiz kadar acımasız davranmamıza yol açabilir. Bu durum tekrarlıyor ve ruhsal dengemizi, ilişkilerimizi ya da yaşam seçimlerimizi belirgin biçimde etkiliyorsa psikoterapi, kendimizi ve ihtiyaçlarımızı daha iyi tanıyabileceğimiz güvenli bir alan sunabilir. Belki de kendimize karşı daha adil olmanın ilk adımı, her şeyi tek başımıza çözmek zorunda olmadığımızı kabul etmektir.
Kaynaklar
White, D. A. (2018). Çocuklar İçin Felsefe: 40 Eğlenceli Soru. ODTÜ Yayıncılık.
Platon. Devlet, Birinci Kitap, 331c.
Bowlby, J. (1973). Attachment and Loss: Vol. 2. Separation, Anxiety and Anger. Basic Books.
Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E. ve Wall, S. (1978). Patterns of Attachment: A Psychological Study of the Strange Situation. Lawrence Erlbaum Associates.




Yorumlar