top of page

Çay mı kahve mi?

Güncelleme tarihi: 6 gün önce

Kahve ve çay, hayatımızın iki vazgeçilmez içeceği. Çoğumuz için hoş aromaları, rahatlatıcı etkileri, uyanık tutma özellikleri, içimizi ısıtma ve hoş sohbetlere üçüncü taraf olarak eşlik etme yetenekleriyle bu iki içecek oldukça cazip hale geliyor. Popülerliklerinin arkasındaki temel etken merkezi sinir sistemini uyarıcı, uykusuzluğu azaltıcı ve uyanıklığı artırıcı kafein içeriğinden kaynaklanır. Ayrıca, düşük kalori içermeleri bu içecekleri daha az sorunlu kılıyor.

Çay, Camellia Sinensis adlı çay bitkisinin kurutulmuş yapraklarından elde edilir. Yeşil çay, taze yapraklarda bulunan antioksidan polifenolleri büyük ölçüde koruyan C. Sinensis'in hafif işlenmiş bir versiyonudur. Siyah çay, taze çay yaprakları fermantasyon yoluyla işlenerek elde edilir. Kahve de benzer şekilde hazırlanır ve en çok Coffea Arabica kahve ağacının tohumları kullanılır.


Çay ve kahvenin günümüze gelene kadar uzun bir hikayesi var;


Çay yaprakları ve kahve çekirdekleri önce bitkilerin evcilleştirildiği yerlerde veya yakınında içecek haline getirilmiş ve kullanımları uzun süre bu bölgelerde sınırlı kalmıştır.


C.Sinensis muhtemelen iki bin yıl önce Çinin Szechuan bölgesinde evcilleştirildi. Çay tüketimi 17. yüzyılın ortalarına kadar Doğu Asya ile sınırlı kaldı. Tüketim daha sonra İngilizce konuşan dünyaya, Rusya’ya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın Müslüman ülkelerine yayıldı. Çin'den dünyanın geri kalanına Ch'a terimi, Japonya'ya (Cha), İran'a (Cha), Türkiye'ye (Çay) ve Rusya'ya (Chai) karadan ve kısa deniz yolculukları yoluyla ağızdan ağıza yayıldı ve özümsendi. Çin'in güney kıyısında hala önemli bir çay üreten bölge olan Fujian eyaletindeki Amoy lehçesi çayı 'Tay' olarak telaffuz eder. Buradan kaynaklı ‘Tay’ terimi Hollanda (Thee), İtalya (Te), Sri Lanka (Thay, Tey), İngiltere (Tea), Fransa (Th´e) ve Latin (Thea) dillerinde yerini korudu.

Etiyopya kökenli olan C. Arabica ilk kez Yemen'de yetiştirilmiştir. Kahve 15. yüzyıl kadar orada içildi ve çoğunlukla kahvehanelerde tüketildi. İlk kahvehane 1470 yılında Mekke'de kaydedilmiş ve Orta Doğu'daki diğer şehirlere yayılarak 1555'te İstanbul'a ulaşmıştır. Kahve, 17. yüzyılın ortalarına kadar Ortadoğu dışında içilmedi ve kahve çekirdeklerinin üretimi yaklaşık 1700'e kadar Yemen ile sınırlı kaldı. Daha sonra Batı Avrupa'ya ve Kuzey Amerika'ya yayıldı. 1774'ten itibaren Latin Amerika ve özellikle Brezilya baskın üretici oldu. 1910'a kadar Latin Amerika, dünya kahvesinin onda dokuzunu üretir hale geldi.


Farklı bölgelerde farklı tercihler söz konusu;

Çay, kahveden biraz daha fazla ülkede tercih edilen, sudan sonra dünyada en çok tüketilen içecektir. Dünyadaki çay ve kahve tüketim alışkanlıklarının basit bir açıklamasını yapmak mümkün değil. Çoğu ülkede çay ve kahve tüketimde kutuplaşmış olduğu görülmektedir. Asya'da kahveden çok çay içilir. Kişi başına çay tüketimi güneybatı ve güney Asya ile Kuzey Afrika, Rusya ve ayrıca Britanya Adaları, Güney Afrika, Avustralya ve Yeni Zelanda'da en yüksek seviyededir. Kahve baskın olarak Avrupa ve Amerika'da tercih edilen içecektir.


Her iki içeceğin içeriği zamanla daha iyi anlaşılmaya başlandı;


Geçmişten beri şifa olarak da kullanılan bu içecekler günümüze geldiğinde insan sağlığı ve fizyolojik etkileri üzerine epeyce çalışmalar birikti. Çay ve kahvenin sağlıkla beslenme ve tıbbi açıdan ilişkisi çok araştırıldı ve kullanımına ilişkin olumlu görüşler hakim oldu.


Çayın olumlu etkileri, varsayımsal olarak polifenol kateşinler de dahil olmak üzere yüksek seviyelerde antioksidan içerikten kaynaklanır. Bu bileşiklerin serbest radikal süpürücü özellikler, inflamasyonun inhibisyonu, kan basıncı, lipidler, glikoz ve abdominal obezite dahil olmak üzere çeşitli kardiyovasküler risk faktörlerinin azaltılması gibi potansiyel olarak geniş bir faydalı biyolojik aktivite yelpazesine sahip olduğu bildirilmektedir. Çay, iştahı baskılayabilen, kalori alımını azaltabilen, termojenezi ve fiziksel aktiviteyi artırabilen kafein ve L-theanine gibi diğer uyarıcıları içerir.

Kahve, kafein (güçlü bir merkezi sinir sistemi uyarıcısı ve bronkodilatör), diterpen alkoller (serum kolesterolünü yükseltebilen) ve klorojenik asit dahil 1000'den fazla biyolojik olarak aktif bileşik içeren karmaşık bir içecektir. Kahve de çay gibi bitkisel kaynaklı polifenol antioksidanların bir numaralı kaynağıdır.


Bazı yararlı özellikleri hakkında bolca bilimsel veri var;


400.000'den fazla orta yaşlı birey üzerinde yapılan bir epidemiyolojik çalışma, kahve alımının hem tüm nedenlere bağlı hem de kalple ilgili ölüm riskleri ile ters orantılı olduğunu göstermektedir. En düşük risk kronik olarak günde yaklaşık iki ila dört bardak tüketen bireyler arasındadır.


Çay tüketimi ve kardiyovasküler risk faktörleri ile ilgili literatür verileri, çay tüketiminin özellikle aşırı kilolu kişilerde ve obez kişilerde bazı risk faktörlerini azalttığını desteklemektedir.


Düşük kahve tüketimi, bilişsel eksiklik (<2,8 fincan/gün) veya bunama (<2,3 fincan/gün) riskini azaltmıştır. Yeşil çay tüketimi bilişsel sağlık için önemli bir koruyucu faktördür. Günde bir fincan yeşil çay ile bilişsel eksiklik riskinde %6 azalma sağlandığı gösterilmiş.


Yeni araştırmalar, kahve veya çay içmenin felç ve bunama riskini azalttığını ve en büyük faydanın her iki içeceğin de tüketilmesiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, günde 2 ila 3 fincan kahve ve 2 ila 3 fincan çay içen kişilerin, içmeyenlere göre felç insidansının %30 ve bunama riskinin %28 daha düşük olduğunu bulmuşlardır.


Kahve ve kanser arasındaki ilişkinin bir kısmı belirsizliğini koruyor; tüketimi, belirli kanser türleri için daha büyük riskle, ancak diğerlerine karşı koruyucu bir rolle bağlantılı görünmektedir. Yakın tarihli bir meta-analizden elde edilen sonuçlar, siyah çay tüketimi ile anlamlı bir ilişki bulunamamasına rağmen, yeşil çay tüketiminin akciğer kanseri riskini azaltabileceğini öne sürdü. Böyle bir koruyucu rol öncelikle potansiyel olarak antikarsinojenik polifenollere, özellikle klorojenik asitlere atfedilirken, artan risk tohumların kavrulması sırasında piroliz reaksiyonları ile ilişkilendirilmiştir.


Kafeinin > 300-360 mg (yaklaşık dört fincan kahve) tüketildiğinde idrar söktürücü etkiye ek olarak idrarla kalsiyum, sodyum ve magnezyum atılımını arttırdığını göstermektedir. Kahvenin diğer bileşenleri ile birlikte bu içeceğin idrar taşlarının oluşumuna karşı potansiyel koruyucu etkileri olabilir. Çay, beraberindeki su alımı, kafeinin etkisi ve antioksidan özelliklere sahip bileşenlerin etkileri ile taş oluşumuna karşı birçok koruyucu etki gösterir.

Hem çay hem de kahvenin antimikrobiyal aktiviteleri vardır.

Yeşil çay, Japon popülasyonunda daha düşük bir depresif semptom prevalansı ile ilişkilendirilmiştir. Günde en az dört fincan yeşil çay tüketen bireylerin depresif belirtilere sahip olma olasılığı, günde bir fincan veya daha az yeşil çay tüketen katılımcılara göre %51 önemli ölçüde daha düşüktü.


Ölçü kaçtığında sorunlar ortaya çıkabilmektedir;


Çok yakın tarihli bir gözlemsel çalışma, yüksek kahve tüketiminin (>28 fincan/hafta) artan tüm nedenlere bağlı ölüm oranlarıyla (kadınlar için risk daha fazla) ilişkili olduğunu ileri sürdü. Bu çalışmaya dayanarak, insanların ağır kahve tüketiminden (günde dört fincandan fazla) kaçınmalarını önermek uygun görünmektedir.


Yüksek kahve alımının özellikle kadınlarda kırık riskini artırabilir. Yüksek düzeyde kafein, kemik sağlığı için etkileri olan kalsiyum ve magnezyum idrar atılımını artırabilir. Yine de bir fincan kahve tüketmekle kaybedilen kalsiyum miktarının, sadece iki yemek kaşığı sütle karıştırılarak dengelenebileceği tahmin edilmektedir.


Yemeklerle birlikte tüketildiğinde, kahve ve çayın demir emilimini önleyici etkileri konusunda dikkatli olunmalıdır. Hamile ve emziren kadınlara kafeinli ürün alımlarını en aza indirmeleri tavsiye ediliyor. Kafein içeren içeceklerin çocuklar ve ergenler arasında alınması önerilmemektedir.


Kafein genellikle uyanıklığı korumak ve uykululuğu önlemek için kullanılır ve artan dozlarda anksiyete, uykusuzluk ve diğer uyku sorunlarına neden olabilir. Kafeinin yarılanma zamanı 5-6 saattir. Çay ve kahve tüketimi için mümkünse gün içerisinde tercih edilmesi, geç saatlerde kafeinli içecek tüketiminden kaçınılması gerekir.


Öneren kılavuzlar da var biraz mesafeli olanlar da;


Birçok ülkede sosyokültürel ve bilimsel veriler bağlamında bu içeceklerin tüketimi hakkında farklı bakış açısına sahip kılavuz tavsiyelerine rastlamak mümkün.

Çay ve kahve tüketimiyle ilişkili potansiyel riskler büyük ölçüde kafein içeriğiyle ilgilidir. Standart 8 onsluk (250 ml) bir yeşil veya siyah çay fincanı yaklaşık 14-61 mg içerirken, 8 onsluk bir fincan kahve yaklaşık 95-200 mg kafein içerir.


Kafein zehirlenmesine ilişkin titiz incelemeler, sağlıklı yetişkinlerde günde 400 mg'a kadar kafein tüketiminin yan etkilerle ilişkili olmadığı sonucuna varmıştır. Kadınlar için 250-300 mg/gün kafein limitlerini desteklemektedir.


Yetişkinler için Danimarka, Birleşik Krallık, Portekiz, Kanada ve ABD kafein alımını günde 300 veya 400 mg ile sınırlamayı tavsiye ediyor. ABD'de günde 3 ile 5 fincan kahve (~400 mg/gün'e kadar kafein sağlar) yetişkinler için güvenli kabul edilir.


Hollanda'nın yönergeleri, felç, kan basıncı ve muhtemelen diyabet riskini azalttığını gösteren araştırmalara dayanarak günde 3 fincan yeşil veya siyah çay tüketilmesini önermektedir. Kahve tüketimi için de benzer faydalar belirtilmiştir. Ancak Hollandalılara, kahvede bulunan kolesterolü yükselten maddeler olduğu için yalnızca filtrelenmemiş kahveyi filtre kahve ile değiştirmeleri tavsiye edilir.


Peki hangisi;


Bir fincan çay mı yoksa bir fincan kahve mi? Dünyadaki en popüler bu iki kafeinli içecek için bu sorunun cevabı birçok değişkene bağlı olarak şekilleniyor. Tercih ne olursa olsun, tüketim sınırlarına ve saatlerine dikkat edildiği sürece, duygusal doyumdan fiziksel sağlık faydalarına kadar önemli katkıları bulunuyor. Her ikisi de artık hayatımızın vazgeçilmezi haline gelmiş durumda.


Herkesin zevki kendine göre ama bana göre her ikisi.


Bizzo MLG, Farah A, Kemp JA & Scancetti LB (2015). Highlights in the history of coffee science related to health. In Coffee in health and disease prevention (pp. 11-17). Academic Press.

Grigg D (2002). The worlds of tea and coffee: Patterns of consumption. GeoJournal, 57(4), 283-294.

Bond TJ (2011). The origins of tea, coffee and cocoa as beverages. Tea, cocoa and coffee: plant secondary metabolites and health. Wiley-Blackwell Publishing, Oxford, 1-24.

Bhatti SK, O’Keefe JH & Lavie CJ (2013). Coffee and tea: perks for health and longevity? Current Opinion in Clinical Nutrition & Metabolic Care, 16(6), 688-697.

Di Lorenzo A, Curti VC, Tenore GM, Nabavi S & Daglia M (2017). Effects of tea and coffee consumption on cardiovascular diseases and relative risk factors: an update. Current pharmaceutical design, 23(17), 2474-2487.

Reyes CM, & Cornelis MC (2018). Caffeine in the diet: country-level consumption and guidelines. Nutrients, 10(11), 1772.

Zhang Y, Yang H, Li S, Li WD & Wang Y (2021). Consumption of coffee and tea and risk of developing stroke, dementia, and poststroke dementia: A cohort study in the UK Biobank. PLoS medicine, 18(11), e1003830.



380 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page