Anksiyete Bozuklukları

Anksiyete ya da kaygı, stres veya belirsizlik karşısında ortaya çıkabilen doğal bir duygudur. Kişinin olası tehlikeleri fark etmesine, hazırlanmasına ve dikkatini toplamasına yardımcı olabilir. Sınava girmek, sunum yapmak, yeni bir işe başlamak veya tanımadığı bir ortama girmek gibi durumlarda geçici kaygı yaşanması olağandır. Korku çoğunlukla o anda var olan bir tehdide verilen tepkiyken anksiyete daha çok gelecekte ortaya çıkabilecek bir tehlike veya olumsuzluk beklentisiyle ilişkilidir. Her ikisi de belirli ölçülerde koruyucu olabilir. Kaygı Ne Zaman Bir Bozukluğa Dönüşür? Anksiyete bozukluklarında korku ve kaygı; durumun gerektirdiğinden daha yoğun, kontrol edilmesi güç veya uzun sürelidir. Belirtiler belirgin sıkıntıya neden olabilir; kişinin ilişkilerini, eğitimini, çalışma yaşamını veya günlük etkinliklerini olumsuz etkileyebilir. Kişi, kaygıyı azaltmak amacıyla korktuğu yerlerden, durumlardan veya etkinliklerden kaçınmaya başlayabilir. Kaçınma kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun dönemde korkunun sürmesine, yaşam alanının daralmasına ve belirtilerin güçlenmesine neden olabilir. Dünya Sağlık Örgütünün 2025 yılında yayımladığı tahminlere göre 2021’de dünya genelinde yaklaşık 359 milyon kişi, başka bir ifadeyle dünya nüfusunun %4,4’ü, bir anksiyete bozukluğu yaşamaktaydı. Anksiyete bozuklukları en yaygın ruhsal bozukluk grubudur. Anksiyete Belirtileri Nelerdir? Belirtiler kişiye ve anksiyete bozukluğunun türüne göre değişebilir. # Düşünsel ve Duygusal Belirtiler - Kontrol edilmesi güç ve süreğen endişe - Kötü bir şey olacakmış hissi - Huzursuzluk, gerginlik veya kolay irkilme - Dikkati toplamakta ya da karar vermekte güçlük - Sinirlilik ve tahammülsüzlük - Kontrolünü kaybetme veya ölme korkusu # Bedensel Belirtiler - Kalp çarpıntısı veya kalp hızında artış - Nefes darlığı veya boğuluyor gibi hissetme - Terleme, titreme, sıcak basması veya üşüme - Baş dönmesi veya sersemlik - Kas gerginliği ve ağrılar - Mide bulantısı ve karın yakınmaları - Yorgunluk ve uyku bozuklukları - Uyuşma veya karıncalanma # Davranışsal Belirtiler - Korkulan durumlardan kaçınma - Sürekli güvence arama - Günlük görevleri erteleme - Tek başına kalamama veya belirli yerlere gidememe - Kaygıyı azaltmak amacıyla alkol ya da madde kullanma Bu belirtilerin bulunması tek başına anksiyete bozukluğu tanısı anlamına gelmez. Başlıca Anksiyete Bozuklukları - Yaygın anksiyete bozukluğu: Sağlık, aile, iş veya ekonomik durum gibi birçok konuda kontrol edilmesi güç ve aşırı endişeyle seyreder. - Panik bozukluk: Tekrarlayan ve beklenmedik panik ataklarla, yeni bir atak geçirme korkusu veya ataklardan kaçınmaya yönelik davranışlarla karakterizedir. - Agorafobi: Kaçmanın ya da yardım almanın zor olabileceği düşünülen toplu taşıma, kalabalık, açık veya kapalı alanlar gibi durumlardan belirgin korku duyulmasıdır. - Sosyal anksiyete bozukluğu: Sosyal ortamlarda olumsuz değerlendirilme, küçük düşme veya reddedilme korkusunun belirginleşmesidir. - Özgül fobi: Belirli bir nesne veya durum karşısında ortaya çıkan, süreğen ve aşırı korkudur. - Ayrılma anksiyetesi bozukluğu: Bağlanılan kişilerden ayrılmaya ilişkin gelişim düzeyiyle uyumsuz, aşırı korku ve kaygıdır. Çocuklarda olduğu gibi erişkinlerde de görülebilir. - Seçici konuşmazlık: Kişinin konuşabildiği hâlde, konuşmasının beklendiği belirli sosyal ortamlarda sürekli olarak konuşamamasıdır ve çoğunlukla çocuklukta başlar. Obsesif kompulsif bozukluk ve travma sonrası stres bozukluğu kaygı belirtileri içerebilse de güncel sınıflandırmalarda anksiyete bozukluklarından ayrı tanı gruplarında yer alır. Anksiyete Bozuklukları Neden Ortaya Çıkar? Anksiyete bozukluklarının tek bir nedeni yoktur. Genetik yatkınlık, mizaç özellikleri, beyin gelişimi ve işleyişi, travmatik yaşantılar, öğrenilmiş korkular, süreğen stres ve çevresel etkenler birlikte rol oynayabilir. Uyku yetersizliği, yoğun kafein tüketimi, bazı ilaçlar, uyarıcı maddeler, alkol veya madde kullanımı belirtileri başlatabilir ya da ağırlaştırabilir. Tiroid hastalıkları, kalp ritim bozuklukları ve bazı solunum sistemi hastalıkları da anksiyeteye benzer belirtilere neden olabilir. Tanı Nasıl Konur? Tanı; belirtilerin türü, süresi, tetikleyicileri, kişinin kaçınma davranışları ve günlük yaşam üzerindeki etkileri değerlendirilerek konur. Bedensel hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve maddeler ile depresyon veya başka ruhsal bozuklukların eşlik edip etmediği de incelenir. Her kişide laboratuvar veya görüntüleme incelemesi gerekmez. Doktor, öykü ve muayene bulgularına göre gerekli tetkikleri belirler. Anksiyete ölçekleri belirtilerin şiddetini değerlendirmeye yardımcı olabilir ancak tek başına tanı koydurmaz. Daha önce yaşamadığınız şiddetli göğüs ağrısı, bayılma, belirgin nefes darlığı veya başka ciddi bedensel belirtiler varsa bunları yalnızca kaygıya bağlamadan tıbbi değerlendirme alın. Anksiyete Bozuklukları Nasıl Tedavi Edilir? Tedavi; anksiyete bozukluğunun türüne, belirtilerin şiddetine, eşlik eden hastalıklara ve kişinin tercihlerine göre planlanır. Psikoterapi, ilaç tedavisi veya ikisinin birlikte uygulanması değerlendirilebilir. # Psikoterapi Bilişsel davranışçı terapi, birçok anksiyete bozukluğunda etkili ilk seçeneklerden biridir. Kişinin kaygıyı sürdüren düşünce ve davranış örüntülerini fark etmesine ve daha işlevsel başa çıkma becerileri geliştirmesine yardımcı olur. Alıştırma, diğer adıyla maruz bırakma uygulamaları; korkulan durumlarla güvenli, planlı ve aşamalı biçimde karşılaşmayı içerir. Özellikle fobiler, sosyal anksiyete ve panik bozukluk tedavisinde kullanılabilir. Uygulama kişinin gereksinimlerine göre eğitimli bir terapist tarafından planlanmalıdır. # İlaç Tedavisi Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) ve serotonin-noradrenalin geri alım inhibitörleri (SNRI), birçok anksiyete bozukluğunda kullanılan başlıca ilaç seçenekleridir. Etkileri zaman içinde ortaya çıkar ve başlangıç döneminde düzenli izlem gerektirir. Benzodiazepin grubu sakinleştirici ilaçlar; uyku hâli, dikkat ve bellek sorunları, tolerans, bağımlılık ve yoksunluk riski nedeniyle genellikle uzun süreli tedavide ilk seçenek değildir. Yalnızca uygun görülen belirli durumlarda ve kısa süreyle reçete edilebilir. Bu ilaçlar doktor önerisi olmadan kullanılmamalı veya aniden kesilmemelidir. Tedaviyi Neler Destekleyebilir? Düzenli uyku, kişinin sağlık durumuna uygun fiziksel etkinlik, kafein ve uyarıcı tüketiminin azaltılması, alkol ve uyuşturucu maddelerden uzak durulması tedaviyi destekleyebilir. Yavaş solunum, gevşeme ve farkındalık çalışmaları bazı kişilerde belirtilerin yönetilmesine yardımcı olabilir; ancak orta veya ağır anksiyete bozukluklarında profesyonel tedavinin yerine geçmez. Kaygınız uzun süredir devam ediyor, kontrol edilmesi güçleşiyor veya günlük yaşamınızı sınırlıyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurabilirsiniz. **Kendinize zarar verme düşünceniz veya yakın bir tehlike varsa 112’yi arayın ya da en yakın acil servise başvurun.**
Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Yaygın anksiyete bozukluğu (YAB); sağlık, aile, iş, eğitim, ekonomik durum veya günlük sorumluluklar gibi birçok konuda aşırı ve kontrol edilmesi güç endişeyle seyreden bir anksiyete bozukluğudur. Endişe tek bir konuya bağlı değildir ve ortada belirgin bir sorun bulunmadığında bile devam edebilir. Kişi çoğu zaman olası olumsuzlukları düşünür, belirsizliğe katlanmakta zorlanır ve endişesini durduramadığını hissedebilir. Sürekli güvence arama, işleri erteleme veya hata yapmamak için aşırı hazırlık yapma gibi davranışlar görülebilir. Kaygıya şu belirtiler eşlik edebilir: - Huzursuzluk veya sürekli tetikte olma - Kolay yorulma - Dikkati toplamakta güçlük - Sinirlilik - Kas gerginliği - Uykuya dalma veya uykuyu sürdürme güçlüğü Erişkinlerde tanı için aşırı kaygı ve endişenin çeşitli konularda, çoğu gün ve en az altı ay boyunca bulunması beklenir. Belirtilerin günlük yaşamda belirgin sıkıntıya veya işlev kaybına yol açması gerekir. Günlük sorunlar hakkında zaman zaman endişelenmek olağandır. Yaygın anksiyete bozukluğunda ise endişe, yaşanan durumla orantısızdır; kontrol edilmesi güçleşir ve kişinin yaşamını sınırlandırmaya başlar. Tanı, belirtilere yol açabilecek bedensel hastalıklar, ilaçlar, maddeler ve diğer ruhsal durumlar değerlendirilerek bir ruh sağlığı uzmanı tarafından konur.
Panik Bozukluk
Panik bozukluğun temel özelliği, tekrarlayan ve beklenmedik panik atakların yaşanmasıdır. Panik atak; yoğun korku veya sıkıntının kısa sürede yükseldiği ve belirtilerin dakikalar içinde en yüksek düzeye ulaştığı bir durumdur. Panik ataklar bazen belirli bir durumla ilişkili olarak, bazen de görünür bir tetikleyici olmadan ortaya çıkabilir. Belirtilerin en yoğun olduğu dönem çoğunlukla kısa sürse de atağın toplam süresi ve sonrasında hissedilen yorgunluk veya huzursuzluk kişiden kişiye değişebilir. Panik Atak Belirtileri Panik atak sırasında aşağıdaki belirtilerden en az dördü bir arada görülebilir: - Çarpıntı, kalp atımlarını belirgin hissetme veya kalp hızında artış - Terleme - Titreme veya sarsılma - Nefes darlığı veya boğuluyor gibi hissetme - Boğazda düğümlenme veya soluğun kesildiği hissi - Göğüs ağrısı veya göğüste sıkışma - Mide bulantısı veya karın rahatsızlığı - Baş dönmesi, sersemlik, bayılacak gibi olma - Üşüme veya sıcak basması - Uyuşma ya da karıncalanma - Kendisine yabancılaşma veya çevreyi gerçek dışı algılama - Kontrolünü kaybetme korkusu - Ölüm korkusu Belirtiler çok şiddetli olabileceğinden kişi kalp krizi geçirdiğini, boğulacağını veya yaşamını tehdit eden başka bir durum yaşadığını düşünebilir. Panik Atak ile Panik Bozukluk Aynı Şey midir? Tek bir panik atak geçirmek, panik bozukluk tanısı için yeterli değildir. Panik ataklar başka anksiyete bozukluklarında, travmayla ilişkili durumlarda, depresyonda, madde veya ilaç kullanımında ve bazı bedensel hastalıklarda da görülebilir. Panik bozuklukta tekrarlayan beklenmedik ataklara ek olarak, ataklardan en az birini izleyen bir ay veya daha uzun süre boyunca aşağıdakilerden biri ya da her ikisi bulunur: - Yeni bir atak geçirme veya atağın sonuçları hakkında sürekli endişe - Ataklardan kaçınmaya yönelik belirgin davranış değişiklikleri Kişi kalp atışlarını sürekli kontrol edebilir, egzersizden veya yalnız kalmaktan kaçınabilir, yanında sürekli birinin bulunmasını isteyebilir ya da yaşamını yardım alabileceği yerlere göre düzenleyebilir. “Beklenti kaygısı” olarak adlandırılan bu durum, panik döngüsünün sürmesine ve kişinin yaşam alanının giderek daralmasına neden olabilir. Panik atak belirtileri bazı bedensel hastalıklarla benzerlik gösterebilir. Özellikle ilk kez ortaya çıkan şiddetli göğüs ağrısı, bayılma, belirgin nefes darlığı veya alışılmadık başka belirtiler yalnızca paniğe bağlanmamalı ve tıbben değerlendirilmelidir.
Agorafobi
Agorafobi; kaçmanın zor olabileceği veya panik benzeri, kişiyi güçsüz bırakan ya da utandırabileceğini düşündüğü belirtiler ortaya çıktığında yardım alamayacağı endişesiyle belirli ortamlardan yoğun korku duyulmasıdır. Agorafobide aşağıdaki beş durumdan en az ikisine karşı belirgin korku veya kaygı yaşanır: - Otobüs, tren, metro, gemi veya uçak gibi toplu taşıma araçlarını kullanmak - Otopark, pazar yeri veya köprü gibi açık alanlarda bulunmak - Mağaza, sinema veya tiyatro gibi kapalı alanlarda bulunmak - Sırada beklemek veya kalabalıkta bulunmak - Evin dışında yalnız olmak Bu ortamlar hemen her zaman korku veya kaygı oluşturur. Kişi bunlardan kaçınabilir, yanında güvendiği birinin bulunmasına ihtiyaç duyabilir ya da duruma yoğun sıkıntıyla katlanabilir. Korku, ortamın oluşturduğu gerçek tehlikeyle orantısızdır ve genellikle altı ay veya daha uzun sürer. Kaçınma davranışları zaman içinde kişinin yaşam alanını daraltabilir; işe veya okula gitmesini, seyahat etmesini, alışveriş yapmasını ve sosyal ilişkilerini sürdürmesini zorlaştırabilir. Ağır durumlarda kişi evden tek başına çıkamayabilir. Agorafobi, panik bozuklukla birlikte görülebilir ancak ikisi aynı bozukluk değildir. Bazı kişilerde panik atak öyküsü olmadan da agorafobi gelişebilir. Tanı, belirtilerin başka bir ruhsal bozukluk, bedensel hastalık veya hareket kısıtlılığıyla daha iyi açıklanmadığı değerlendirilerek konur. Agorafobi tedavisinde özellikle bilişsel davranışçı terapi ve planlı, aşamalı alıştırma uygulamaları etkilidir. Gerektiğinde psikoterapiye ilaç tedavisi de eklenebilir.
Özgül fobi
Özgül fobi; belirli bir nesne veya durum karşısında ortaya çıkan, gerçek tehlikeyle orantısız, yoğun ve süreğen korkudur. Korkulan durumla karşılaşmak ya da karşılaşma olasılığını düşünmek bile hemen her zaman belirgin kaygıya neden olabilir. Kişi korktuğu nesne veya durumdan kaçınabilir ya da buna yoğun sıkıntıyla katlanabilir. Korkusunun aşırı olduğunu fark edebilse de bu farkındalık korkuyu kontrol etmeye yetmeyebilir. Özellikle çocuklarda korkunun orantısız olduğu anlaşılmayabilir. Özgül fobiler başlıca şu gruplarda görülebilir: - Hayvanlar: Köpek, örümcek, yılan veya böcekler - Doğal çevre: Yükseklik, fırtına, su veya karanlık - Kan, enjeksiyon ve yaralanma: Kan görmek, iğne yaptırmak veya tıbbi işlemler - Durumsal: Uçağa binmek, asansör kullanmak veya kapalı alanlarda bulunmak - Diğer durumlar: Boğulma, kusma veya belirli seslerle ilişkili korkular Tanı için korku ve kaçınmanın genellikle en az altı ay sürmesi ve kişinin günlük yaşamında belirgin sıkıntıya ya da işlev kaybına neden olması gerekir. Özgül fobinin temel tedavisi, korkulan durumla güvenli ve aşamalı biçimde karşılaşmayı içeren bilişsel davranışçı terapi ve alıştırma uygulamalarıdır. Uygulama kişinin hazır oluşuna göre planlanır; zorlayıcı ve kontrolsüz karşılaşmalar önerilmez. Özgül fobilerde ilaç tedavisi genellikle temel tedavi değildir.
Sosyal anksiyete bozukluğu
Sosyal anksiyete bozukluğu; kişinin başkaları tarafından değerlendirilebileceği sosyal ortamlarda belirgin korku veya kaygı yaşamasıdır. Kişi davranışlarının ya da yüz kızarması, titreme ve terleme gibi kaygı belirtilerinin fark edilmesinden; küçük düşmekten, reddedilmekten veya olumsuz değerlendirilmekten korkabilir. Kaygı duyulan durumlar arasında şunlar bulunabilir: - Yeni insanlarla tanışmak veya sohbet etmek - Topluluk önünde konuşmak ya da sunum yapmak - Başkalarının yanında yemek veya içmek - Toplantıya, derse veya sosyal etkinliğe katılmak - Göz önünde yazı yazmak, çalışmak veya bir performans sergilemek - Yetkili biriyle konuşmak veya telefon görüşmesi yapmak Bu ortamlar hemen her zaman kaygıya neden olur. Kişi durumlardan kaçınabilir veya bunlara yoğun sıkıntıyla katlanabilir. Kaçınma zaman içinde eğitim, çalışma yaşamı, ilişkiler ve günlük etkinliklerde belirgin kısıtlanmaya yol açabilir. Sosyal anksiyete bozukluğu utangaçlıkla aynı değildir. Tanı için korkunun gerçek durumla orantısız olması, genellikle en az altı ay sürmesi ve belirgin sıkıntıya ya da işlev kaybına yol açması gerekir. Korku yalnızca topluluk önünde konuşmak veya sahneye çıkmak gibi durumlarla sınırlıysa “yalnızca performans durumlarında” özelliğiyle değerlendirilebilir. Tedavide özellikle sosyal anksiyeteye uyarlanmış bilişsel davranışçı terapi ve aşamalı alıştırma uygulamaları etkilidir. Gerektiğinde psikoterapiye ilaç tedavisi de eklenebilir.
Ayrılık anksiyetesi bozukluğu
Ayrılma anksiyetesi bozukluğu; kişinin bağlandığı kişilerden ayrılma veya onları kaybetme olasılığı karşısında, gelişim düzeyiyle uyumsuz ve aşırı korku ya da kaygı yaşamasıdır. Çocuklarda daha sık tanınmakla birlikte ergenlerde ve erişkinlerde de görülebilir; bazı kişilerde ilk kez erişkinlikte başlayabilir. Belirtiler şunları içerebilir: - Bağlanılan kişinin başına hastalık, kaza veya ölüm gibi kötü bir olay geleceğinden sürekli endişelenme - Kaybolma, kaçırılma veya kaza geçirme nedeniyle yakınından ayrılma korkusu - Okula, işe, seyahate veya evden uzak bir yere gitmek istememe - Evde veya başka ortamlarda yalnız kalmakta zorlanma - Bağlanılan kişi yanında olmadan uyumak istememe - Ayrılıkla ilgili tekrarlayan kâbuslar - Ayrılık sırasında ya da ayrılık beklendiğinde baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı veya çarpıntı yaşama - İletişim kuramadığında yoğun kaygı duyma ve sürekli güvence arama Çocukluk döneminde kısa süreli ayrılık kaygısı gelişimin doğal bir parçası olabilir. Bozukluk düzeyinde ise kaygı yaş ve gelişim düzeyine göre beklenenden fazladır; okul, iş, sosyal yaşam veya aile ilişkilerinde belirgin sorunlara neden olur. Tanı için belirtilerin çocuk ve ergenlerde en az dört hafta, erişkinlerde ise genellikle en az altı ay sürmesi beklenir. Tanı, belirtilerin başka bir ruhsal veya bedensel durumla daha iyi açıklanmadığı değerlendirilerek konur. Tedavide bilişsel davranışçı terapi, güvenli ve aşamalı ayrılma çalışmaları ve gerektiğinde aileyle yürütülen müdahaleler kullanılabilir. Belirtilerin şiddetine ve eşlik eden durumlara göre ilaç tedavisi de değerlendirilebilir.
